🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

Bölüm görselleri

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ - 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki bölüm görseli 1
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ - 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki bölüm görseli 1

Şoktaydım. "İğne" lafını duyduğum an beynimden vurulmuşa döndüm. Ne demekti Harun bana iğne yapacak? Tövbe estağfurullah... Yerin dibine girmek istedim o an. Harun’un yüzü anında kıpkırmızı kesilmişti. Babaannem o kadar patavatsızca, o kadar ortadan söylemişti ki masadaki herkes konuyu çok yanlış anlamıştı. Süleyman Amca yüzünü ciddileştirip sert bir bakışla araya girdi: "Olmaz öyle şey! Biz Mustafa ile dün gece bu konuyu uzun uzun konuştuk. Harun ile Zeynep’in sözü kesilmiş olabilir ama dinen aralarında nikah yoktur. Dokunması, mahrem yerlerini görmesi caiz değildir. Ben bunu asla kabul etmem." O an Süleyman Amca’ya içimden hak verdim. Lafını bölerek hemen atıldım: "Evet! Süleyman Amca çok haklı!" Harun bakışlarını bana çevirmişti. Ben hırsla devam ettim: "Olmaz öyle şey! Harun bana iğne falan yapamaz!" Gözümün ucuyla baktım; Yusuf abimle Elif arkada kıkır kıkır gülüyorlardı. Çok mu komikti acaba halim? "Yengem hemşire benim!" dedim dikleşerek. "O yapsın iğnemi! Eve gidelim anne!" Annem hemen lafımı kesti: "Kızım, yengenle abin dün senelik izne çıkıp tatile gittiler. On gün yoklar!" İçimden hem o iğneden hem de alayınızdan nefret ediyorum diye avazım çıktığı kadar bağırmak geçiyordu. Bayram dolayısıyla sağlık ocağı da kapalıydı; hafta sonu da araya giriyordu. Çaresizce Harun’un insafına kalmış durumdaydım. "O zaman vurdurmam ben de o iğneyi!" dedim kollarımı birleştirerek. "İlaç neyime yetmiyor?" Babam gür bir sesle müdahale etti: "Olmaz! Doktor 'kesin iğne vurulacak' dedi. Madem durum bu, Harun iğneyi yapacaksa biz de hocayı çağırırız. Dini nikahlarını kıyarız, olur biter! O zaman baş başa kalmalarında, helali olmasında bir mahzur kalmaz." Bir an boş bulunup ağzımdan kaçırdım: "Babam doğru söylüyor, evet..." Saniyeler sonra jetonum düştü. Ne diyordum ben ya? "Ne?!" dedim dehşetle. "Hayatta olmaz öyle şey! Oldu olacak belediye nikah memurunu da getirin, bugün kökten bitsin bu iş!" Harun da en az benim kadar şaşkındı, aniden ayağa kalktı. Annem ise babamı destekleyerek üzerime yürüdü: "Baban doğruyu söylüyor Zeynep! İkinizin bu şekilde bir arada durması dinen caiz değil. Zaten nişanda kıyılacaktı bu nikah, şimdi kıyılsa ne fark eder?" Süleyman Amca da başıyla onayladı: "Evet, ne güzel olur... Bizim de aklımız sizde kalmaz hiç değilse." Dedem zaten dünden razıydı. İçimden feryat ediyordum: Hayır ya! Yine boynuma o ipi geçiriyorlardı! Dün söz, bugün nikah mı olurmuş? Harun babasına döndü: "Baba, olur mu hiç öyle şey? Bu işin mehri var, şartları var. Ya anlaşamazsak? Ya bu iş yürümezse? Oyuncak mı bu?" Süleyman Amca oğluna pürdikkat baktı: "Bizde söz bir kere verilir Harun. Nikah zaten olacaktı. Nişanı da düğünü de zamanı gelince yaparız. Düğüne kadar birbirinizi rahatça tanımanız, gezip tozmanız için bir fırsattır bu size." Harun bakışlarını bana çevirdi. Mavi gözlerinde derin bir tereddüt vardı: "Zeynep’in rızası yoksa ben asla kabul etmem baba." Annem hemen öne atılıp kolumdan tuttu. "Harun oğlum, Süleyman Efendi... Ben Zeynep’le bir içeri geçip konuşayım, geliriz," dedi. Meryem Teyze de onaylarcasına başını sallıyordu. İçimden, "Oldu olacak nikahı kıyar kıymaz gerdek odasına sokun bizi, tövbe tövbe!" diye sövdüm. Hay ben senin iğne gibi olayına... Nereden nereye gelmişti konu! Annem beni kolumdan sürükler gibi yine o tahta döşekli odaya soktu. Kapıyı arkasından kapattı. "Zeynep, kabul edeceksin!" dedi fısıltılı bir öfkeyle. "Baban doğruyu söylüyor. Düğüne kadar sana dokunmayacak zaten. Rahatça gezer tozar, elini tutarsınız. Fena mı kızım?" "Anne sen ne diyorsun ya?" dedim ağlamaklı bir sesle. "Onun elini tutmak isteyen kim? Caiz değilmişmiş... Ben ona dokunmam zaten!" "Olmaz kızım, mahrem diyorum sana!" dedi annem. "Evlenin, sonra ne yapıyorsanız yapın. Ateşle barut yan yana durur mu hiç?" "İstemiyorum anne! Allah katında gerçekten karı koca olacağız, bu iş şaka mı sanıyorsunuz siz?" "Ne güzel işte kızım! Evlilikte keramet vardır. Seversin zamanla, daha çok bağlanırsınız birbirinize." İçimden kan ağlıyordu. Onu kendime mahku…

Bölümün tamamını WritePad'de oku