13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum
Yazar: Hanife

Anlamıştım; bu kahvaltı tepsisini annem değil, Harun hazırlamıştı. Kendi kendime *"Ben de diyorum bu salatalıklar, domatesler nasıl bu kadar düzgün, eşit dilimlenmiş..."* diye geçirdim. Annem pazardan aldığı gibi rastgele doğrar geçerdi, patateslerin kalınlığı bile hiçbir zaman tutmazdı. Harun sırf ben istedim diye mi oturup bu kadar şeyi tek tek doğramış, kızartmıştı yani? İçimde beliren o tuhaf hissi gizlemek, durumu hiç bozuntuya vermemek için başımı dikleştirdim: "Açlıktan ne yediğimi bilmiyorum, hiç üstüne alınma. Ben normalde kalem böreği severim bir kere!" Harun dudaklarının kenarıyla bıyık altından gülümsedi. "Eminim öyledir Zeynep. Masadaki her şeyi silip süpürene kadar hiç anlamadın zaten." "Sen beni gıcık etmek için mi çıktın karşıma ya?" "Amacım seni gıcık etmek değil Zeynep!" dedi sakin bir ses tonuyla. "O börekten kalmamıştı, bu börek vardı, onu getirdim." "Anladık, tamam..." Gözlerini yüzüme dikti: "Sen teşekkür etmeyi hiç bilmez misin?" "Yakana zorla yapışmadım herhalde bana kahvaltı getir diye! Niye teşekkür edecekmişim ki?" "Zeynep, biz her şeyden önce çocukluk arkadaşıyız..." dedi, ardından sesini biraz düşürdü. "Düz liseye gittiğini duydum. Neden güzel sanatlar okumadın?" Yine başlamıştı o bitmek bilmeyen sorgu sualler... "Birincisi," dedim hırsla parmağımı kaldırarak. "Biz seninle arkadaş falan değiliz! Aramızda yaş farkı var, sen abimin arkadaşıydın, benim değil. Ayrıca kaç senedir görmemişim seni, tanımıyorum bile!" Hızımı alamayıp devam ettim: "İkincisi... Polis gibi ne hayatımı didikleyip duruyorsun? Sanane benim ne okuduğumdan?" Harun kaşlarını hafifçe çattı. Bakışlarındaki o durgunluk yerini derin bir ciddiyete bıraktı: "Eşim olacağın için seni tanımaya çalışıyorum Zeynep. Sen de biraz yardımcı olsan keşke... Birbirimizi hiç tanımadan böyle devam edemeyiz." "Bak, doğruyu söyledin!" dedim alayla. "Böyle devam etmek isteyen kim ki zaten? Hem ben seni niye merak edecekmişim? Hangi liseye gittiğini mi, hangi üniversiteyi kazandığını mı, nelerden hoşlandığını mı... Kaç tane kız arkadaşın olduğunu mu?" İçimden *"Allah’ım ne diyorum ben ya?"* diye çığlık attım. Konuştukça saçmalıyor, kendi kuyumu kazıyordum. Harun şaşkınlıkla yüzüme baktı. "Kaç tane kız arkadaşım olup olmadığını mı merak ediyorsun? Pardon, merak *etmiyorsun* yani?" Yanaklarımın alev alev yandığını hissettim. Niye durduk yere öyle bir cümle kurmuştum ki şimdi? "Evet!" dedim panikle toparlamaya çalışarak. "Merak etmiyorum! Bana ne? Keşke bir sürü kız arkadaşın olsaydı da şu yakamı bıraksaydın!" Harun gözlerimin içine bakarak fısıldadı: "Var zaten. Şu an tam karşımda duruyor..." Kalbimin ritmi bir anda altüst oldu. Göğsümün ortasında bir kuş kanat çırpmaya başladı sanki. İçimden *"İmdat!"* diye bağırmak istedim. "Allah’ım ya! Sen benim başımın belası mısın adam?" dedim nefes nefese. "Düşsenize yakamdan! Bırakın da bir nefes alayım!" Harun hafifçe güldü: "Nefesini kesiyorum demek..." "Harunnn!" diye bağırdım sinirle. Bir de benimle dalga geçiyordu! Benim sinirlenmem sanki onun hoşuna gidiyordu; belli ki bu adam benimle uğraşmayı kendine görev edinecekti. Tam o sırada kapı açıldı ve içeri Meryem Teyze girdi. "Kızım geçmiş olsun, nasılsın?" *"Offf, bir bu eksikti!"* dedim içimden. "İyiyim Meryem Teyze..." "İyi iyi, kahvaltınızı da yapmışsınız. Ben sana şöyle bol limonlu bir tavuk çorbası yapayım, iyi gelir. Çabuk toparlarsın." İçimden söylenmeye devam ettim: *"Yatalak hasta değilim ki ben, alt tarafı ufak bir cam kesiği!"* "Gerek yok Meryem Teyze, gerçekten iyiyim. Ayağımda ufak bir kesik var sadece." "Olsun kızım, ben yaparım." Ben kaçmaya çalıştıkça yakamdan düşmeyeceklerdi, belliydi. "Meryem Teyze, ben hiçbir şey istemiyorum. Yalnız kalmak istiyorum," dedim net bir sesle. Isrardan hiç ama hiç hoşlanmazdım ve kimseye şirin görünmek için rol yapacak halim yoktu. Meryem Teyze’nin yüzü biraz bozuldu. Harun durumu fark edip hemen annesine döndü: "Anne boş ver, Zeynep aşırı ilgiden pek hoşlanmıyor. Çıkalım biz, o da biraz dinlensin." Meryem Teyze b…