🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

12. Bölüm:Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

Bahçeden öfkeyle ayrılıp eve girdiğimde kendimi yine o tahta döşekli odanın ortasında buldum. Üstüm başım perişan haldeydi, gölün çamuru ve ıslaklığı üzerime yapışmıştı. Yavaşça yere oturup ayağımın altına baktım. Batan cam parçası bayağı büyüktü; ayağımın tabanındaki kesik epey derin ve ürkütücü görünüyordu. Canım öyle çok yanıyordu ki... Yine de Harun’un önünde zayıf, korkak veya acınası görünmek istemediğim için orada dişlerimi sıkmış, gıkımı bile çıkarmamıştım. "Hangi Allah’ın cezası attı lan o şişeyi oraya?" diye sövdüm öfkeyle. "Of, gitti ayağım!" Canımın acısı bir yanaydı ama asıl canımı sıkan, Harun’un her şeyi bilmesiydi. Hem inanılmaz derecede şaşırmıştım hem de ona karşı önlenemez bir öfke duyuyordum. Onu çizmekle zamanında ne büyük bir aptallık etmiştim! Yok beni nasıl ezberlemişmişim de, yok her detayını nasıl çizmişim de... Çocuktum işte! Tam hatırlamıyordum bile o günleri. Ne istiyordu ki şimdi benden bu adam? Gözlerimden istemsizce yaşlar süzülmeye başladı. Neden bu kadar öfkeliydim? Ağlamam ayağımın acısından mıydı, yoksa içimdeki o yalnız, hırpalanmış küçük kız çocuğu mu hıçkırıyordu içimde? Bilmiyordum. Ayağımdaki kanamayı durdurabilmek için komodinin üzerindeki peçeteleri bastırdım. Sonra eski, ahşap köy dolabında duran pembe bornozumu kapıp topallaya topallaya banyoya koştum. Neyse ki köy evinde güneş enerjisi vardı da bir de güğümle su ısıtmakla uğraşmıyordum. Sıcak suyu açıp kovanın dolmasını beklerken kendi kendime söylenmeye, içimdeki öfkeyi banyonun duvarlarına kusmaya devam ettim: "Daha dün ne yediğimi hatırlamıyorum ben, gelmiş bana dokuz yaşımdaki halimi soruyor! Aradan kaç sene geçmiş..." Kovaya dolan suyu maşrapayla kafamdan aşağı dökerken göldeki o ıslak, tekinsiz anlar gözümün önüne geldi. Gelmeseydi ya? Ya dipteki o çamura saplanıp ölseydim? Ya Niko ölseydi? Sahi... Yüzük için o buz gibi suya neden atlamıştım ki ben? Harun’un az önce sorduğu o soru kafamın içinde bir kurşun gibi yankılandı: *Korkusuz olan Zeynep, bir oyun yüzüğü için neden gözünü karartıp suya atladı?* Kafama rastgele şampuan kutusunu boşalttım. Saçlarımı köpürtürken genzime dolan kokuyla duraksadım. "Of ya! Çilekli şampuan mı gerçekten?" Babaannem işte... Tutumlu olacağız diye ailecek tek bir şampuana tabiydik; banyoda hangisi rast gelirse onu kullanıyorduk. Gerçi şampuanı sadece Elif'le benim için alıyorlardı. Babamla dedemler "sağlıklı" diyerek kalıp sabunla yıkanıyordu. Benim o incecik saçlarımın keçe gibi olacağını, tararken canımın çıkacağını düşünen tek bir kul yoktu evde! Neden her şeye ve herkese karşı bu kadar öfkeliydim, gerçekten bilmiyordum. Hani çizgi filmdeki sekiz yaşındaki Cedric vardı ya, "Nefret ediyorum!" diyen... Onu şu an o kadar iyi anlıyordum ki. Sıcak suyun altında yıkanınca biraz olsun rahatladım. Ama ayağımdaki yara suyla yumuşayınca yeniden kanamaya başladı. Bornozumu sıkıca üzerime sarıp ıslak saçlarımı küçük bir havluyla sarmaladım. Banyodan çıkmak için ahşap kapıyı açtığım an, tam karşımda duran bedenle irkildim. Harun tam kapının önündeydi. Aramızda aniden ağır, derin bir sessizlik oluştu. Gözleri yüzümde gezindi; sanki ruhumun en gizli köşelerini okumaya çalışıyor gibiydi. Öylece daldı gitti gözlerime... Bizim durumumuz tam olarak buydu işte; bir yanda coşkun, hırçın bir deniz, diğer yanda sert, durgun bir kırsal. "Heyy!" dedim panikle kendimi geriye çekerek. "Çekil önümden! Ne duruyorsun öyle dikilip?" Bir anlık refleksle iki elimi göğsümün üzerinde çaprazlayarak kapattım. Kısık ama tehditkar bir sesle ekledim: "Yoksa... Beni mi dikizliyordun sen?" Harun’un gözleri şaşkınlıkla açıldı, kaşları hızla çatıldı. "Ne diyorsun sen Zeynep? Gören de gerçek bir şey var sanacak..." Onun bu kendinden emin, soğukkanlı tavırlarına daha da gıcık oluyordum. "Ne işin var kapının önünde o zaman?" "Hatice Anne banyo boş demişti," dedi sakince. "Senin içeride olduğunu bilmiyordum, kapıyı çalacaktım tam." Kaşlarım havalandı. Yanlış duymamıştım değil mi? Anneme 'anne' mi demişti o? "Sen bu söz oyununa kendini baya…

Bölümün tamamını WritePad'de oku