🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

Bölüm görselleri

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ - 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır bölüm görseli 1
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ - 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır bölüm görseli 1

Bir an afalladım. Zaman sanki geriye doğru büküldü ve beni o küçük kızın masum dünyasına, dokuz yaşımdaki halime geri fırlattı. Ben henüz ilkokul önlüğünün içinde minicik bir kızdım, Harun ise sekizinci sınıftaydı. Okulda geniş kapsamlı bir resim yarışması düzenlenmişti ama ben bu durumu annemgillere hiç açmamıştım. Çünkü bizim evde bana sıra gelmezdi; ne isteklerime ne de heveslerime... Ben de çizimlerimi sınıfta, sıramın altında gizlice yapmaya karar vermiştim. Hatta o zamanlar sınıftaki arkadaşlarıma bir nevi "ticaret" yapıyordum; isimlerini süslü püslü harflerle defterlerine çizer, karşılığında elli kuruş falan alırdım. O zamanın parasıyla büyük servetti benim için. Yarışmaya katılmayı deli gibi istiyordum ama annem öğrenip kızar diye cesaret edememiştim. Tam o günlerde sınıfın en havalı, en zengin kızı Melda yanıma geldi. Yarışma için onun adına bir resim çizmemi teklif etti. Eğer yaparsam bana tam 10 lira verecekti! Durumları çok iyiydi, 10 lira ise benim için reddedilemeyecek kadar devasa bir teklifti. Tabii çocuk aklı işte... O resmin birinci olacağını bilsem dünyaları isterdim ya, neyse. "Yarışmanın konusu ne?" diye sormuştum. "Gülen Yüzler başlıklı bir portre çalışması," demişti Melda. "Peki Melda, nasıl bir şey hayal ediyorsun? Kimin portresini çizeceğim?" "Hani üst katta, sekizinci sınıfların olduğu koridorda 8-E sınıfı var ya..." "Eee? Ne olmuş 8-E’ye?" Melda gözlerini parlatarak fısıldadı: "İşte orada Harun diye bir çocuk var. Abimle aynı sınıfta. Onun portresini çizmeni istiyorum. Bu okulda onun kadar güzel gülümseyen başka kimse yok! Aşırı zeki, tam hayalimdeki çocuk!" Harun mu? Bizim mahalledeki o 'mayın tarlası' lakaplı çocuk mu? İçimden *"Kızım sen kafayı mı yedin?"* diye geçirdim. Şaşkınlıkla Melda’ya baktım: "Kızım sen iyi misin? O çocuk mu yakışıklı? Mayın tarlası gibi yüzü var be onun!" Melda bana fena kızdı, kaşlarını çattı: "Kızım senin gözlükler buhar yapmış herhalde! Yüzündeki üç beş sivilceye mi takıldın? Gözleri masmavi, boyu desen daha bu yaşta 1.70! Basketbol oynarken gör bir de onu... Hem duydum ki yüzmeye de gidiyormuş!" "Bana ne kızım bunlardan?" dedim umursamaz görünmeye çalışarak. "Her şeyini araştırmışsın mübarek. Sen benden yarışma resmi mi istiyorsun, yoksa çocuğun posterini yapıp odandaki duvara asmak mı?" "Kızım işte parasını vereceğim, sen çiz portresini! Altına da 'Melda Güzel' yazarsın. Soyadımdan bile güzellik akıyor zaten..." Melda gerçekten de sarışın, kahverengi gözlü, çok güzel bir kızdı ama havasından geçilmiyordu. İşin içinde o 10 lira olmasa yüzüne bile bakmazdım ya, mecbur. "Tamam süslü şey, yapacağım," dedim. "Ama önce parayı peşin alırım, yalnız." Melda ellerini beline koyup şüpheyle yüzüme baktı: "Nereden bileceğim parayı alıp kaçmayacağını?" "Süslü, bunun için eskiz kağıdı alacağım, karakalem alacağım. Param olmadığına göre Malzemesiz nasıl çizeyim?" Melda çantasından çıkarıp parayı uzattı: "Tamam al. İki güne isterim ama!" "Tamam. Fakat o 'mayın tarlasını' biraz izlemem gerekiyor çizim için." Melda sevinçle ellerini çırptı: "Tamam çilek kız! Birinci olayım da, iller arasında o altın madalyayı gururla takayım göğsüme!" "Tamam, tak," dedim. "Ama bir de boyama seti hediye edeceklermiş birinciye, onu bana verir misin? Madalya senin olsun, ben boyaları istiyorum." "Veririm tabii, resimle işim olmaz benim, ne yapayım boyayı?" Bu söz beni inanılmaz mutlu etmişti. Ah, keşke annem 12 yaşıma geldiğimde sakladığım o canım boya kalemlerimi hiç düşünmeden çöpe atmasaydı... Teneffüs zili çaldığında zihnimde tek bir soru vardı: Ben bu çocuğun yüzünü hafızama nasıl kazıyacaktım? Ders biter bitmez hemen üst kata, 8-E sınıfının önüne çıktım. Kapının eşiğine yaklaşmadan, uzaktan içeriye doğru kaçamak bir bakış attım. Harun sırasına oturmuş, elindeki deftere pür dikkat bir şeyler yazıyordu. İnek öğrenci derken boşuna demiyordum! Kalemi parmaklarının arasında seri hareketlerle çeviriyor, sanki çok zor bir matematik problemini çözmeye çalışıyordu. Arada bir parmaklarını saçlarının arasına g…

Bölümün tamamını WritePad'de oku