7- DÜĞÜN
Yazar: Ümran TAN

İyi geceler ve hayırlı ramazanlar, nasılsınızzz? Zarina'yı sevdiğiniz için ben çok mutluyum , çok güzel artan bir okunmamız var Wattpad kapalı olmasına rağmen hem de🥹 İyi ki varsınııızz Yorumlarınızı merak ve heyecanla bekliyorum, Yıldıza basmayı unutmayın olur muu? 🪞 🪞 🪞 Demirhan ÇAKIR Şubenin taş duvarları gündüz sıcağını içine hapsetmiş gece olmasına rağmen serbest bırakmıyordu. Bura öyle bir memleketti ki... Klima çalışsa bile yarattığı ağırlık geçmiyordu. İnsanın sinirini bile terletirdi amına koyayım. Çayımdan bir yudum alıp masamın üzerindeki dosyaya uzandım. Karahanlı'ların fişini çekeceğini umduğum dosyayı açtım. Kırsal depolar, sınır hattına yakın geçiş güzergâhları, sahte tarım sevkiyatları... Hepsi kâğıt üzerinde kusursuzdu. Fazla kusursuz. Bu kadar temiz iş, ancak kirli adamların elinden çıkardı. "Demirhan," dedi Serhat, kapıdan içeri girerken. "Hareket var." Oturduğum yerde dikleştim. Sonunda beklediğim haber gelmişti işte. "Nerede?" "Eski taş ocaklarının arkasındaki depo. Karahanlı'ların çalıştığı adamların kontrolünde. Akşamdan beri üç kamyon girip çıktı. Plakalar Urfa ve Diyarbakır." Parmaklarımın arasında çevirdiğim kalemi durdurdum. O depo aylardır bizim radarımızdaydı. Resmiyette hayvan yemi deposu görünüyordu ama bugüne kadar içeride tek bir çuval arpa gören olmamıştı. "Savcı?" diye sordum. "Arama ve el koyma tamam." Karahanlı ailesi Mardin'in önde gelen aşiretlerinden olduğu için kimse kolay kolay onlara bulaşmıyordu. Bu gece onlara dokunacaktım. Basit bir operasyon değildi bu. Bu, dengeleri yerinden oynatmak demekti. Taşların yerini kendi ellerimle değiştirecektim. İçimde kıpırdanan heyecanla ayağa kalktım. Sonunda o piçlerin ipini elime geçirecektim. "Ekip hazır olsun. Gece gireceğiz." Operasyon için ekipler toplanırken son hazırlıkları yaptık ve gecenin ilerlemesini bekledik. Şafak operasyonu düzenleyecektik. Tehlikeli adamlar olduğu için özel harekât desteğe gelecekti. Emniyetten çıktığımızda araç konvoyu yoktu. Dikkat çekmemek lazımdı. Onları kaçıracak en ufak bir riske bile giremezdik. Telsizi omzuma bastırdım. "Ekipler konum alsın. Kimse erken girmesin." Depo, eski taş ocaklarının arkasında kalıyordu. Araçtan indiğimde gece olmasına rağmen taşlardan hâlâ sıcak yükseliyordu. Gece serinliği bile Mardin'e uğramıyordu. Silahımı kontrol ettim. Şarjör doluydu. "Demirhan," dedi Serhat alçak sesle. "Dron kamerada içeride altı kişi olduğu görünüyor. İki tanesi hareketli, diğerleri sabit." Dosyada dört şüpheli yazıyordu. Alnımdaki teri silerken "Demek misafirleri var," dedim. "Giriş planı değişmiyor. Özel harekât ön kapıdan girecek. Arka duvar bizde." Taş duvarların dibinden ilerledik. Ayak seslerimi bastırmak için neredeyse nefes bile almıyorduk. Serhat elini kaldırdı. İçeriden gülüşme sesleri geliyordu. "Hazır," diye fısıldadım. Özel harekât içeri girdi. "Özel harekât! Yere yatın!" İçeridekiler bir an dondu. O bir saniye... Hayatta kalıp kalmamayı belirleyen o lanet saniye. Sonra kıyamet koptu. Silah sesleri, bağırışlar ve patlayan camların etrafa saçılma sesleri geceye karıştı. Kaçanları durdurmak için çıkışa bariyer kurmuştuk. O anda bir adamın arka tarafa koştuğunu gördüm. "Kaçıyor!" Dışarıda takviye ekipler olsa da arkasından koştum. Tozlu zeminde ayağım kaydı. "Sikeyim!" Dengemi zor topladım ve silahımı kaldırdım. "Dur!" Durmadı. Arka kapıya ulaştığında bana dönüp rastgele ateş etti. Kurşun taş duvara çarpıp parçalandı. Nefes almadan nişan aldım ve onu omzundan vurdum. Acıyla bağırarak yere yığıldı ama silahı hala elindeydi. "Bırak silahı!" Gözleri delirmiş gibiydi. Serhat arkadan yetişti, adamın silahını tekmeyle uzaklaştırdı ve ters kelepçe taktı. Onu Serhat'a bırakıp içeri döndüm. Sayımız fazla olduğu için depo kısa sürede kontrol altına alınmıştı. Ama asıl mesele şimdi başlıyordu çünkü sandıklar açılacaktı. İlk sandığın içinde kaçak sigaralar çıktı. İkinci sandıkta yurt dışı menşeli elektronikler eşyalar. Üçüncü sandık açıldığında taşlar yerine oturmaya başladı. Sandık silah parçalarıyla dolu…