1- SÜRGÜN
Yazar: Ümran TAN

Başlama tarihi Oy ve yorumlarınızı merakla bekliyor olacağım. Umarım okurken keyif alırsınız ❤️🩹 🪞 🪞 🪞 göğsümde kayan yıldızı tut bir dileğini yak göğü ateşe ver Kalbim gibi küle dönsün 🪞 🪞 🪞 Demirhan Çakır Bir polisin başına gelebilecek en kötü şeyin, daha çayından bir yudum almadan sürgün yediğini öğrenmek olduğunu bu sabah bizzat yaşayarak öğrendim. Haberi idari bürodan almış olsam da kendi gözlerimle görmeden inanmayacaktım. Emniyetteki bilgisayarı açıp sayfaya tıkladım. Açılan yazıyı okurken gözlerim kısıldı. Dakikalar geçiyordu ama ben gözümü diktiğim ekrandan ayıramıyordum. Bedenimdeki tüm kan beynime hücum ediyordu. MARDİN – Kaçakçılık Şube Sanki biri şaka yapmış gibi etrafa baktım. Şube sessizdi. Kimse "Şaka lan o, kamera şurada!" demedi. Mardin. MARDİN. Ula benim ne işim vardı Mardin'de? Benim gibi deniz görmeden yaşayamayacak bir adamı çöl gibi yere göndermişlerdi. Hem de tayin zamanı olmadığı hâlde. Sikerler! Bu işin altında kimin parmağı olduğunu biliyordum. Dişlerimin arasından fısıldadım. "Ulan Hakan..." Geçen hafta Büro Amir Vekili Başkomiser Rıfat Alnıaçık izne ayrılınca yerine Hakan Ulaş denen şerefsiz gelmişti. İlk işi de beni sürmek olmuştu anlaşılan. "Böyle işin amını astarını sikeyim!" Ayağa fırladığımda ekip arkadaşım yanıma gelmişti. "Abi senin haberin var mıydı?!" Sesim istemsiz yükselmişti. Ekip arkadaşım sicilli polisti. Kırklı yaşlarında, batıdan buraya gelmiş iyi bir adamdı. İşini bilen tatlı dilli biriydi. Benim aksime daha sakin ve aklı başındaydı. Başını kaldırıp sakince baktı. "Neyden haberim var mıydı Demirhan?" "Sürgün yemişim!" diye patladım. "Abi benim ne işim var Mardin'de? Kaçakçılıkta? Ben yıllardır hırsızlıktayım!" En az benim kadar şaşırmış görünüyordu. "Hakan'ın işi değil mi? Sana kaç kere dedim şu adamla bir olma." Ellerimi ensemde birleştirdim. "Yav ben onun yedi ceddini sikeyim! Adam kayırma onda, bizi aşağılama onda." Başımı ellerimin arasına alıp derin bir nefes aldım. "Üst üste görev yazmasına itiraz etmemi bahane edip bilerek kavga çıkardı puşt." "Bu hiç iyi olmadı... Ama dedim sana oğlum," diye azarladı beni. "Dikine gitme şu adamın diye elli defa dedim." Cevap vermediğimde devam etti. "İyi mi oldu şimdi? Ne yapacaksın Mardin'de?" Sinirle güldüm. Sürekli üstümüze gelirdi ben de dayanamaz karşı çıkardım. Geçenlerde tüm görevleri bize kitlediği için isyan etmiş ve etmemem gereken biriyle kavga etmişim. Adamın amir vekili olduğunu unutmanın cezasını çekiyordum. "Başkomiser bugün izinden döndü, onunla konuşalım. Belki bir yol bulunur." Tam da bunu yapmaya gidiyordum. Büro Amir Vekili Başkomiser Rıfat Alnıaçık'ın kapısında durduğumda sakinleşmek için derin derin nefes aldım. Bir işe yaramadı tabii. Kapıyı çalıp birkaç saniye sonra içeri girdim. "Başkomiserim." Başını bilgisayardan kaldırdı. Ellili yaşlarının sonunda olsa da hâlâ zıpkın gibiydi. Başımla selam verdikten sonra "Komiser Demirhan Çakır," diye selamladım. Rıfat Başkomiser de buralıydı; Türkiye'nin birçok yerinde çalıştıktan sonra memleketi Trabzon'a geri dönmüştü. "Ne oldi Demirhan?" "Başkomiserim," dedim ve derin bir nefes daha aldım. "Tayinim çıkmış." "Haberum var." Başımı yana eğip "Mardin'de ne işim var benim komiserim?" diye yakındım. Konuşmadan önce bir an duraksadı. "Mardin iyi yerdur, sicaktur. Adamun kemuğini ısıtur." Ula kemuğime de sıçayum sicağuna da. Diyemedim tabii. Dilimin ucuna gelenleri yutup devam ettim. "Başkomiserim!" diye yükseldim. "Haksız yere sürgün yedim ben!" Masadaki çayından bir yudum aldı. "Kim dedi sana sürgün diye?" "Çok açık değil mi? Tayin zamanı bile değil ve ben her yıl İPKA veririm. Şimdi bilmediğim etmediğim bir memlekette kaçakçılığa veriyorlar beni!" Düşünceli gözleri yüzümde gezindi. "Ne ettun da gönderdiler seni?" "Hiçbir şey!" dedim ellerimi iki yana açarak. "Sadece doğruları söyledim." Bilmiş bir ifadeyle başını salladı. "He işte... yanluş olan da o ya." "Ama başkomiserim..." Koltuğunu geri itip ayağa kalktı. "Elbette haklı olabilirsun. Amma velakin evladum, bu teşkilat…