11- İTİRAF
Yazar: Ümran TAN

Oy ve yorumlarınızı bekliyorumm keyifli okumalar 🫶🏻 🪞 🪞 🪞 Elimde bir evlilik cüzdanı tutuyordum. Bu benim evlilik cüzdanımdı. Bana aitti. Ne kadar zamandır öylece oturduğumu bilmiyordum. Parmaklarım sert kapaklı cüzdanın kenarlarını sıkı sıkı kavramıştı. Sanki bıraksam yok olup gidecekti. İçli bir nefes aldım. Gerçekten artık evli miydim ben? Başımı geriye atıp kanepenin sırtına yasladım ve gözlerimi kapattım. Belki de her şey rüyaydı ve ben birazdan uyanacaktım. Tüm bunlar kabustan ibaret olacaktı. Keşke öyle olsaydı ama değildi. Gözlerimi tekrar açtım. Cüzdanı havaya kaldırıp bir süre daha öylece baktım. Ona baktıkça içimde adlandıramadığım bir panik oluşuyordu. "Hâlâ benimle evlenmiş olduğuma inanamıyor musun?" Sesini duyunca başımı yana çevirdim. Demirhan kapının pervazına yaslanmıştı. Yüzünde artık aşina olduğum o muzip gülümsemesiyle beni izliyordu. "Ya sorma," dedim ve cüzdanı kanepeye bıraktım. Yanıma gelip oturdu. Sahte bir ciddiyetle "Çabuk kandırdın beni," dedi. İstemeden güldüm. "Senin de kanasın varmış." Sağ kaşını kaldırdı. "Evlilik meraklısı olan taraf sendin yalnız." Dik dik baktım. "Karım da karım diye gezen kimdi acaba?" Dudaklarının kenarı kıvrıldı. "Ne derler bilirsin... Kaçınılmazsa zevk alacaksın." "İğrençsin," diye homurdandım. Tam o sırada telefonu çaldı. Bakışlarım masaya kaydı. Ekranda ablasından gelen bir görüntülü arama vardı. Demirhan telefonu alıp ayağa kalktı. "Ula nerdesin sen ha bu kaç gündür?" diye bağıran sert bir kadın sesi yükseldi. Demirhan mutfağa doğru yürürken "İşlerim yoğundu abla," dedi. Ayağa kalkıp kapının kenarına yaklaşıp dinlemeye başladım. Ailesini merak ediyordum elimde değildi. "Başlatma işine. Bir telefon açamadun mi ha? Öldun mi kaldın mi bilemedik!" Kadının sesi gittikçe yükseliyordu. "Yoğunduk dedim ya abla." Ablası bir şeyler daha söyledi ama pek anlayamadım. "Tamam kızma Gülendam Hanım. Yapmayız bir daha." "He duyda inanma. Hep ayni laflar. Yalanci seni." Demirhan hafifçe güldü. "Nasılsın ablam? Eniştem, çocuklar nasıl?" "İyidirler... Seni özledik be Demirhan'um." Sesi bu defa yumuşamıştı. "Ne zaman geleceksun?" Demirhan derin bir nefes aldı. "İşler biraz karışık abla." "O ne demek ha? Yine neyin içindesun sen?" "Bir şey demek değil. Birkaç güne durumlar netleşir, haber ederim." "İyi," deyip duraksadı. Kısa bir sessizlik ardından "Aradı mı hiç seni?" diye sordu ablası. Sesi temkinliydi. "Kim?" "Kim olacak, o kafasız Asiye." "Hangi yüzle arayacakmış o beni?" Sesi aniden yükselmişti. "Sen de adını anıp sinirlerimi zıplatma. Kırmayayım kalbini. Hadi kapat." Telefonu kapattı. Bir yandan da kendi kendine "La havle," diye söyleniyordu. "İlla dinden imandan çıkaracaklar insanı." Sesi hâlâ gergindi. İçeri geçip kanepeye oturdum. Aklımda ise tek bir şey dönüp duruyordu. Asiye... K imdi Demirhan'ı bu kadar öfkelendiren bu kız? Demirhan birkaç dakika sonra içeri girdiğinde az önceki muzip halinden eser yoktu. Yüzü asılmış bakışları sertleşmişti. Bedeninden yayılan öfke odanın havasını bile değiştirmişti. Tüm bunların nedeninin Asiye olduğu belliydi. Telefonu cebine hırsla sıkıştırırken bakışları bir an kanepe üzerindeki bordo cüzdana kaydı. Sonra tekrar bana döndü. "Duyduklarını merak ediyorsan sor," dedi aniden. Sesi beklediğimden daha düz ve yorgun çıkmıştı. Hafifçe doğruldum. "Anlatmak zorunda değilsin." Oysa anlatmasını çok istiyordum. Demirhan cevap vermeden pencerenin önüne gitti. Sırtı bana dönüktü, omuzları gerginlikten kaskatı kesilmişti. "Sana demiştim," dedi bir süre sonra. "Kimseyle sevdalık ettiğim yok." "Peki Asiye?" Bu ismi anınca içimde bir şeyler sıkıştı. Başını yavaşça bana çevirdi. Kaşları iyice çatılmıştı. Bir an sorduğuma pişman olsam da artık geri dönüş yoktu. "Çok eskide kalan bir hikâye," diyerek geçiştirdi. Demek bir hikayeleri vardı... İçimdeki sıkışıklık biraz daha büyüdü. "Ama ablan-" "Ablamın huyudur," diyerek sözümü kesti. "Eski de olsa yarayı kaşımadan duramaz." Gözlerimi ondan ayırmadım. "Seni bu kadar sinirlendirdiğine göre çok da eskide kalmı…