0.1
Yazar: Aleyna

Kolumdaki saate baktım. Geç kalacaktım. Esen rüzgar ile yerimde hafifçe titredim. Her ne kadar kalın da giyinmiş olsam da üşüyordum. Seni öldürmek istiyorum Sezen ! Bir saat önce aramış ve göndereceği adrese gelmezsem bir daha yüzüme bakmayacağını söylemişti. Ona olan zaafımı bildiği için her fırsatta pişirip pişirip önüme bu bahaneyle geliyordu. Bir gün onu reddedecektim hem de hiç beklemediği şekilde. Üzerimde buz rengi bir Jean ve saten yeşil bir gömlek vardı. Gömleğin ilk üç düğmesi açık olduğundan her esen rüzgarda tüylerim diken diken oluyordu. Çabuk üşüyen ve bu sebeple çok sık hastalanan bir bünyem vardı. Çocukluğumdan beri böyleydi. Dışarıya güçlü, kendime ise zayıf bir insandım. Sert bakışlar, dik bir duruş herkesin gözünde sarsılmaz bir görüntü oluşturuyordu. Evimin duvarları ardında ise maskemin ardındaki kırılganlığım ortaya çıkıyordu. Sezen de bunu bildiği için elinden geldiğince içine çekildiğim kabuğumdan sıyrılmamı istiyordu. Sırf bunun için bana kendi elleriyle randevular bile ayarlıyordu. Bu gece de o randevulardan biriydi. Hiçbir şeyin değişmeyeceği bir gece daha. Arabam bu sabah arıza yaptığı için taksi çağırmıştım yarım saat önce. İstanbul trafiğini de göz önüne alırsak erken çağırmakta fayda görmüştüm. On dakika önce arayan taksi şoförünü beklemek için aşağıya inmiştim. Hem soğuk havada hem de topuklu ayakkabılar üzerinde durmak işkence gibiydi. Korna sesini duyduğumda derin bir nefes verdim. “Sonunda.” Önümde duran taksinin arka kapısını açıp hızlıca yerleştim. Şükürler olsun ki klimalar açıktı. Sıcak havaya kavuşmanın verdiği rahatlamayla arkama yaslandım. Sezen’in attığı konumu taksiciye gösterip camdan dışarıyı izlemeye başladım. Yılbaşı yaklaştığı için insanlar her yeri süslemişti. İçimi bir yalnızlık hissi sardığında bu yıl da tek başıma yılbaşına gireceğimi hatırladım. On yıldır yalnız giriyordum her yeni yıla. Elimde titreyen telefonu sakince açtım ve kulağıma yasladım. “Nerede kaldın Neva?” “Yoldayım. Bu gerçekten gerekli miydi Sezen?” “Gerekliydi canım. Ben çıkarmasam evden çıktığın yok, tabi ki gerekliydi.” “Ben böyle mutluyum desem?” “Umurumda değil desem?” “Sinirimi bozuyorsun.” “Bende seni seviyorum, çabuk gel.” Kapanan telefonla derin bir nefes aldım. Sezen sekiz yıl önce hiç beklemediğim bir anda hayatıma girmişti. O günden beri bana katlanıyordu. Çekilmesi zor biriydim, bunu biliyordum. Her hareketi sorgular, her cümlenin altında art niyet arardım. Paranoyak zihnim bazen Sezen’in bir amaç uğruna yanımda durduğunu bile söylüyordu. Bunun ihtimalinin dahi olmadığını onunla geçirdiğim bu sekiz yılda anlamıştım. Her başım sıkıştığında bir telefonumla koşarak yanıma gelen birinin hakkında böyle düşünmek kendimi dünyanın en kötü insanı gibi hissettiriyordu. İşin kötü tarafı ise bunu bile isteye yapmıyordum. Çocukluğumdan beri hep böyleydi. Sorgular, bulduğum cevaplara inanmaz, yeniden sorgulardım. Bir kısır döngü gibiydi bu. Beynim sürekli en başa sarıyordu her şeyi. Cama düşen kar tanelerini gördüğümde zihnimin derinliklerindeki birkaç hatıra kendini hatırlattı bana. Ankara’da kar yağan bir gündü. Babamla deliler gibi kar topu oynadığımız anlardan biriydi. Benim güçsüz ataklarımdan kaçan babam acımadan bana koca koca kar toplarını fırlatıyordu. O gün de böyle hafiften kar yağıyordu. Yorgun düşüp sere serpe uzandığımda babam da yanıma uzanmıştı. Her zaman olduğu gibi geç gelmişti ve ona küstüğüm için benimle oynamak zorunda kalmıştı. Bana söylediği birkaç şeyi hatırlıyorum. Anlamamıştım o gün söylediklerini ama daha sonra üstüne düşecek çok vaktim olmuştu. Bazen istediğin an yanında olamayabilirim kızım demişti. Sanki gidip bir daha dönmeyeceğini biliyor gibi konuşmuştu. O gün saçmaladığını söyleyip onu dinlememiştim ama bir akşam saatlerce ağlamama rağmen gelmediğini görünce anlamıştım. Babam artık gelmeyecekti. O günden sonra babam yanımda olmadı. Bilerek hasta olduğumda, okulda kavga çıkarıp yara bere içinde eve döndüğümde...Hiçbirinde gelmemişti. Ama eğer en çok hangi gün anladığımı soraca…