GİRİŞ
Yazar: Zeyn

Günümüz 2026 / Bahreyn Herkesin ait olduğu bir yer vardır bu dünyada. Ait olduğu bir dört duvar. Nefes aldığını hatırlatan bir tuğla yığını. Dönüp baktığında terk etsen dahi bıraktığın yerde seni bekleyecek bir yuva. Peki ya o evin çatısı başına yıkılsaydı, geri dönüştürülemeyecek bir harabeye dönseydi ve o enkazın altında sıkışmış bir durumda kalsaydın, kaybedişlerin ayağa kalktığında yerini telafi edecek bir şey bırakır mıydı geriye? Bırakmazdı. Çünkü boğulduğun yerde nefes almayı öğrenemezdin tekrardan. Acını gömdüğün toprak sana hayat sunmaz. Kurtulduğun enkazın sana eski hayatını vaad etmezdi. Sadece bir yıkımla kalırdın. O yıkımla yaşamayı öğrenirsin. Ve sonra en çok... geçmişin gülen anıları kavururdu insanı. Gitmek zorunda kalırdın. Derine geçirilmiş keskin bir bıçağın ateşini söndürmek için gitmek zorunda kalırdın. Anıların üzerine kurulmak yerine sana acı veren her şeyi unutmak için kaçmayı çare olarak görmek zorunda kalırdın. Hayat yeri geldiğinde ne çok zorundulara tutsak ediyordu insanı. Ve ben gitmiştim. Attığım her beş adımda bir arkama bakmıştım, geriye dönmek için bir neden ararken kendime. Adımlarım geri dönmek istiyordu çünkü. Ama kalbim hiçbir zaman aynı fikirde olamamıştı bedenimle. Ben koca bir enkazın yığıntısıyla yaşamaya devam edememiştim hayatıma. Kaçmanın özgürlük olduğunu, ruhumun bedenimi tutsak ettiği karanlık bir alandan aydınlığa kavuşturacağını düşünmüştüm hep. Ama hayatta istekler ve sonuçlar ters orantılıydı. İsteklerinin bir önemi yoktu. Olması gerekiyorsa hiçbir şeyin önüne geçemezdi insan. “Şu an Bahreyn’in güney hattındayız. Bölgeden gelen ilk bilgilere göre sabah saatlerinde başlayan hareketlilik, son bir saat içerisinde yerini aktif çatışmaya bıraktı.” Elimde tuttuğum mikrofonu biraz daha yukarı kaldırdım. Arkamdan yükselen gri duman gökyüzünü boyarken, kameranın ışığı yüzüme vuruyordu. “Gördüğünüz üzere,” dedim başımı hafifçe çevirip arkamı işaret ettiğimde. “Askeri birlikler şu anda bölgede kontrol sağlamaya çalışıyor. Ancak patlama sesleri hâlâ aralıklarla devam ediyor.” Kısa bir an duraksadım, nefesimi düzenlemek adına. “Bölgedeki sivillerin büyük bir kısmı tahliye edilmiş durumda fakat-” Yakın bir noktadan gelen patlamayla altımdaki toprakla birlikte hafif sarsıldığımda refleksle arkamı döndüm. Kamera hala kayıttaydı. “Ancak güvenliğin tamamının sağlandığını söylemek şuan için mümkün değil. Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz. Şimdilik söz yeniden stüdyoda.” “Kestik,” dedi Kenan, kamerayı aşağı indirerek. “İyi misin?” Mikrofonu aşağı indirip, derin bir nefes aldım. “Şu an ilk iş gününde olan sensin,” dedim, ona baktığımda. “Asıl sen iyi misin?” “Alışacağız,” dedi Kenan, omuz silkerek. “Sorun yok.” “Peki o zaman,” dedim. Arkama döndüm hafifçe. “Son görüntüleri stüdyoya aktarı-” Lafımın kesilmesine sebep olan büyük bir patlama, çatışmanın ön sahasından gerçekleştiğinde altımdaki toprağın kaymasıyla birkaç metre öteye savrulduğumu hissettim. Sırtım yere sertçe çarptığında acıyla inleyip doğrulmaya çalıştım fakat o an ensemden ayak parmak uçlarıma kadar yayılan büyük bir sızı engel oldu bana. Arkada çatışmalar devam ederken bedenimi zorlayarak olduğum yerde döndüğümde toprağın üstündeki çakıl taşlarını sımsıkı kavradım avuçlarımla. Bedenim acıdan bir yay gibi gerilirken inlemelerim ağzımdan art arda döküldü. "Anne," diye bağırdı sonra bir ses. Geçmişimi hatırlatan beynimin bir oyunuydu sadece bu, biliyordum. Bağıran kişi bendim. "Anne!" dedim tekrardan. "Baba! Neredesin?!" Ne zaman geçmişi sindirdiğimi hissetsem boğazımdan geri sürükleyip kusmama sebep olmuştu, hayat. Zihnim hatırlatmaktan hiç çekinmemişti. Unutamadıklarım unuttuklarımdan hep daha fazlaydı. "Kendine gel!" diyen bir sesle irkilerek sımsıkı sardığım kollarımdan kafamı kurtardığımda kulağımın hemen dibinden gelen sese yönelttim bakışlarımı. Dikkatimi çeken ilk şey, koyu kumral bir ten ve uzun kirpiklere sahip, kehribar renkli gözler oldu. "İyi misin?" diyerek biraz daha yaklaştı bana. O anki şokla kelimeler ağzımdan dök…