yıldızlar kadar
Yazar: lorinaren

Alarmın sesiyle gözlerimi açtım. Gece neredeyse hiç uyuyamamıştım. Okula gitmek istemiyordum ama içimde nedenini bilmediğim bir his vardı. O his sayesinde hemen yataktan kalktım ve hazırlanmaya başladım. Yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım, üstümü hızlıca giydim. Saat 8.17’ydi. Otobüse 13 dakika kalmıştı. Hemen ceketimi üstüne montumu giydim, atkımı elime alıp evden çıktım. Koşar adımlarla durağın karşısına geldiğimde otobüs gidiyordu. Keşke sabah daha erken uyansaydım diye söylenirken durakta onu gördüm. Günlerdir aklımda olan kızı. Hakkında bildiğim tek şey aynı okulda olduğumuzdu. Durakta sadece o vardı. Telaşlı gibi elinde bir şey tutuyordu. Merakla adımlarımı hızlandırıp yanına gittim. Yaklaştığımda avucunun içinde bir kuş olduğunu gördüm. Kuşa “ Sen çok mu üşüdün? Nasıl ısıtabilirim seni?” diyerek kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Ama kuştan çok kendi korkuyordu ve korkudan titriyordu. Bir an yanına daha da yaklaşıp; “Sen sakin olmazsan kuş soğuktan değil korkudan ölecek” Kafasını kaldırdı. Telaş içinde: “ Sen daha önce hiç soğuktan donan kuş gördün mü? Ne yapmam lazım? Üşüdüğü için mi yoksa korkudan mı titriyor acaba?” diye soruları sıralamaya başladı. Gülerek: “Öncelikle açıkta tutma üşümesin.” dedim. Atkımı çıkarıp kuşun etrafına sardım. Titremesi geçmemişti. “Bana verir misin? Montumun içine koyayım. Daha iyi ısınır belki.” Güvenemeyerek bana uzattı kuşu. Tek elimle montumun fermuarını açtım. İçine yavaşça koydum. Biraz daha sakinleşmişti kuş. Ona bakarak: “Kuşumuz iyi. Sen daha iyi misin?” “ İyiyim ama çok korktum bir şey olacak diye. Küçükken benim de muhabbet kuşum vardı elimde severken öldü. O aklıma geldi.” dedi. “Çok üzüldüm.” diyerek karşılık verdim. Ben kuşlardan korkardım. Evet, ben kuşlardan korkardım ve şuan elimde hatta montumun içinde bir kuş vardı. Eğilerek kuşa baktım. İçimden “Aylardır peşinden koşup adını bile öğrenemediğim kızla senin sayende konuştuk iyi mi?” dedim. Dediğimi hissetmiş gibi hareketlendi. Korkudan düşüp bayılmam gerekiyordu ama yanımdaki kızdan gelen bir cesaret vardı. Yanımdaki kız. Adı neydi acaba? “Adın neydi bu arada?” diye sordum birden. “Derin” dedi. Derin. Bir isim daha önce hiç bu kadar hoş gelmemişti kulağıma. “Can ben de. Tanıştığıma memnun oldum.” Diyerek elimi uzatacakken elimde kuş olduğu aklıma geldi. Tebessüm ederek “Ben de” dedi. İlk o gün konuşmuştuk. Hayatımın en güzel geçen 4 ayıydı. İkinci ayımızda bir kuş almıştık. Her şeyi başlatanımız olarak görüyorduk kuşları. Sesi çok güzeldi. Büyüleniyordu dinleyen. Bunu fark etmemiz üzerine bir kafede şarkı söylemeye başlamıştı. Her çıktığında en önden onu dinlerdim. Hayatıma gönderilmiş melekti sanki. Bakışı, gülüşü her şeyiyle mükemmeldi. Tarihlere çok önem verirdi. Beraber olalı yıl olmadığı için sürekli ay dönümlerimizi kutluyorduk veya bir araya gelip vakit geçirmek için bahane oluyordu bize. İki hafta önce son zamanlarda yaşadığım en güzel gün, en güzel geceydi. “Hadi güzelim geç kalıyoruz.” “Tamam geliyorum.” “Listeyi almayı unutma.” Bir sağa bir sola doğru heyecanla gezinirken odanın kapısı açıldı. Her günkü gibiydi ama ben her gün olduğu gibi güzelliğine hayret ediyor yeniden âşık oluyordum. Kapıya doğru ilerlerken; “Güzelliğiniz, Efendim. Halis midir?” diye sordum. Gülerek aynanın karşısına geçti. Ben de arkasından ona bakıyordum. “Güzelliğimiz, Efendim. Güzelliğimiz.” diyerek sarıldı. Şekerli parfümünü içime çekerek sarılıyordum ki gözüm duvardaki saate kaydı. İstemeden de olsa ayrılıp, “Geç kalacağız.” diye tekrarladım. “Nereye gideceğimizi de söyleseydin ona göre hazırlanırdım.” “Sen her halinle güzelsin. Mekân belirtmeme gerek yok.” “O zaman ilk inen kazanır.” Koşarak merdivenlere doğru yöneldim. Ondan daha hızlı olduğum kesindi. Ama onda kazanma isteğini gördükçe yavaşlıyor, önüme geçmesini sağlıyordum. “Bu kadar basit seni yenmek, Can Efendi.” “Bu kadar güzel kazandığını görmek, Derin Hanım.” Önünden geçip arabanın kapısını açtım. Kapısını kapatıp ben de bindim. 10 dakikanın sonunda gelmiştik. Yine hızl…