4.BÖLÜM
Yazar: Gülben Sakar

keyifli okumalar🤍 🌊☀️ Kağıt helva. Çocukluğum, üzgün olduğum anlarda gülümsememi, mutluyken daha da coşkulanmamı sağlayan; küçükken yalnızca babaannemin benim istememle aldığı, biraz da olsun büyüdüğümde artık hep kendi kendime almaya başladım kağıt helva. Utku Deniz bana kağıt helva almıştı. Utku Deniz dakikalar öncesinde hiçbir şey konuşmamama rağmen beni anlamışken, üzgün olduğumu öğrenmesinin ardından da bana kağıt helva almıştı. Babaannem dışında ilk kez biri... "Bana kağıt helva mı aldın?" diyerek sessizce mırıldanmamla titreyen kirpiklerimin arasından yüzünü seyrettim. Sorumla dümdüz duran dudakları iki yana doğru hareket etti. "Sana kağıt helva aldım," dedi tane tane. "Bu seni mutlu edecek mi?" "Etti," diye konuşurken gülümsedim. Etmişti. Nasıl etmezdi ki? Beni anladı, beni düşündü, bana kağıt helva aldı. Seni çok kısa süredir tanıtıyorum Utku Deniz. Şimdiden böylesine kalbime dokunman normal mi? Sol elimin üzerinde elini hissettim önce. Ellerim sıcaktı. Onunkiyse soğuk. Temasıyla irkilerek nefesimi tuttum. Sol elimi tutan eliyle önce yavaşça avucumu açtı, ardından benim için aldığı kağıt helvayı sol elimle tutmamı sağladı. Avucuma bıraktığı kağıt helvayı sıkıca tutarken bakışlarımı ellerimizim üzerinden çekerek tekrardan yüzüne çevirdim. Üzerime doğru eğildiğinden dolayı aramızdaki mesafe azken nefesi saçlarıma çarpıyordu. Ona bakmamla onun bakışlarının ellerimizde ya da yüzümde değil de saçlarımda olduğunu gördüm. "Deniz," dedim tüm içtenliğimle. Bakışlarını hızla saçlarımdan çekerek gözlerime çevirdi. Elaları yakından daha da güzeldi. "Ben... teşekkür ederim." "Teşekkür etmen için almadım," dedi. "Mutlu olman için aldım Güneş. İkisi arasında büyük bir fark var o yüzden bana teşekkür etmem yerine elinden alacaklarmış gibi sımsıkı tuttuğun kağıt helvanı yemeye başla olur mu?" O diyene kadar avucumu bu kadar sıktığımın farkında değildim. "Olsun," diyerek omuz silktim. "Yine de benim için aldın. Teşekkür etmeliyim." "Etmemelisin," dedi inatla. Bakışlarıyla avucumu işaret etti. "Bekliyorum." "Düşünceli olduğun kadar inatçısın da..." "Yok ya," diye konuştu keyifle. "İnatçı değilimdir normalde." Eli yavaşça elimin üzerini terk ederken dakikalardır temas ettiğimiz gerçeği yüzüme çarptı. İkimiz de konuşurken ellerimizi ayırmak için hiçbir adım atmamıştık. Kağıt helvamın paketini açıp yavaşça dudaklarıma götürdüm. "Öyle mi? Hiç belli olmuyor ama inanmış gibi yapacağım." Güldü. "Bak ya..." Keyifle kağıt helvamı yemeye başladığımdan benden uzaklaşmıştı. Kağıt helvamı ona doğru uzattım. "İster misin?" Sorumla neden duraksama yaşadığını anlamazken bir süre cevap vermedi. "Yani, biraz hızlı cevap verirsen iyi olur. Her an bir köşeden takımın diyetisyeni, sağlıkçısı falan çıkarak beni dava edebilir." Tekrar konuşmamla kendisine gelmiş gibi başını iki yana salladı. Uzattığım kağıt helvanın ısırdığım kısmından bir parça kırarak ağzına attı. "Endişelenme, seni korurum," dedi muzipçe. "Aramızda." Gülümseyerek bakışlarımı kaçırdım. "Aramızda." "Napıyorsunuz la?" Alperen'in aniden kafasını üzerimizden uzatmasıyla yerimde sıçradım. "Kağıt helva mı o? Nereden çıktı?" "Kızı korkuttun," diye homurdandı Utku Deniz. "Sesinin ayarına kardeşim." Alperen sırıttı. "Kızma Utku'm." Bakışları yanımda çoktan uyuma moduna geçmiş Dilara'ya kaydığında içli bir nefes aldı. "Ah Dilara, ah Dilara... uyuyan prenses." "Bana şöyle şeyler söyleme," diyen Dilara aniden gözlerini açarak ona baktı. "Beni bir salar mısın sen ya?" "Salmak ne demek Dilara? Sen hayvan mısın yoksa eşya mı? Hayır, değilsin. Kendini ve bu tarz kelimeleri aynı cümlede kullanmazsan sevinirim. Nasıl ki kupalara layıksa Galatasaray, sen de dünyanın en güzel kelimeleriyle aynı cümle içine layıksın." "Vaov," kelimesi çıktı dudaklarımdan istemsizce. "Bu gerçekten çok iyiydi." Alperen kısa bir an bana dönüp göz kırpmasının ardından tekrardan Dilara'ya döndü. "Ah bir de ona iyi olsa..." Dilara kabul et... Kabul et buna gerçekten düştün. Ben de Dilara'ya baktığımda onun sessizce Alperen'in yüzü…