27.BÖLÜM | FİNAL
Yazar: Gülben Sakar

“Buraya sık gelir miydin?” “Neredeyse her gün,” derken benim bakışlarım onun üzerinde onunki ise karşımızda duran pidecideydi. Evini, futbol oynadığı sokakları gördükten sonra beni çocukluğunda her gün geldiği yere getirmişti. Burası bir kır pidecisiydi. Oturmak yerine elimize alıp yemeyi tercih etmiştik. Kıymalı pideden almıştı ikimizi de. “Ben bayıldığıma göre beğenmemen imkansız.” Ukala. “Fazla egoist bir cümle olmadı mı?” Güldü. “Burası gerçekten hak ediyor.” Pideyi tattığımda sözlerinin fazla değil eksik olduğunu fark etsem de az önceki sözlerine inat, “Eh işte,” dedim. Bana inanamaz bir bakış attığında bu sefer gülen bendim. “Ne oldu? Fazla iddialıydın.” “Hala öyleyim de,” bir adım atıp dibime gelmeyi tercih etti. “Yalnızca sen benimle inatlaşmayı seçiyor gibisin.” Bakışlarım kısa bir etrafı taradı. Halk içerisindeydik. Kendisinde gözlü ve şapka olsa da bu bir şeyi değiştirmezdi. “Deniz uzaklaşır mısın? Bazı anlarda gerçekten ünlü bir futbolcu olduğunu unutuyor olabilir misin? Ha, unutuyorsan az önce sokakta futbol oynayan normal bir çocuğun bile gol attıktan sonra adını bağırdığını hatırla olur mu?” O anları hatırlamasaydı gözlerinin güldüğünü gözlüklerinin arkasından bile gördüm. “Öyle bir an yaşandı değil mi?” “E, yaşandı sanki. Kendi gözlerimle gördüm.” Başını salladı. “Ben de gördüm.” “Biliyorum yanındaydın.” Omzuna dokunup uzaklaşmasını sağlamak için ittirsem de fayda etmedi bu yüzden bir adım geriye kaçtım. “Yeteri kadar zaman harcadıysak antrenmanlara dönme vaktin geldi. Adının yankılandığı sokaklar için geri dönüş vakti geldi de geçiyor sanki… Sence?” Dudakları tek çizgi halini alırken bu kez daha kararlı bir şekilde başını sallayarak doğruldu. “Geçti bile.” Oradan ayrılmamız uzun sürmedi. Arabaya binmeden kendisini tanıyan birkaç taraftarla onları kırmadan sohbet edip fotoğraf çektirmesinin ardından ben şirkete o ise antrenmana geçti. Arabadan inmeden hemen önce aklımı başımdan alsa da sakin kalmayı başardım. Odamda son dakika futbol gelişmelerini inceleyip mailime atılan gönderileri de düzenlerken üstten gelen bir bildirim dikkatimi çekti. Bir mail gelmişti ancak bir iş ya da reklam maili değildi. Konu başlığı yoktu. Normalde es geçecekken bir hisle bildirimin üzerine tıkladım. Ekte 3 fotoğraf vardı ve şöyle yazıyordu: Bıçak hiç beklemediğin noktadan geldiğinde de insan aptalı oynar mı yoksa her şeyi kaybedeceğini bile bile sesini çıkartır mı? Gerçekler burada, bol şans. Yazıyı okuyup fotoğraflara tıkladım. Bakışlarım ekranda kilitli kaldı. Bunu düşünmemiştim. Pek çok kişiyi düşündüm, pek çok kişi hakkında yapabilir demiştim ancak magazin haberinin kaynağını, ekibimin değişmesini ve sosyal medyada linç yememin kaynağının Beril olabileceği aklıma bile gelmemişti. Beril. Patronunun kızı, en yakın arkadaşımın sevgilisi olan Beril. Bundan çıkarı neydi? Arkadaşıydım. Aynı zamanda sevgilisinin çok yakın arkadaşıydım. Bir futbolcuyla sevgili olmanın zor olduğunu söyleyip babasından kendi sevgilisini bile saklamak için kırk takla atan kadın neden bulduğu ilk fırsatta beni ve sevgilimi magazine vermeyi amaçlardı? Üstelik bunu dolaylı yoldan yapmıştı. Yüzümüze hala gülerken arka planda başkalarıyla iş birliği yaparak. İnsanların çıkarları uğruna bir saniye bile düşünmeden sizi harcayabileceğini kabul etmezseniz gün geldiğinde yakın çevrenizden gördüğünüz ilk darbede hayal kırıklığı en yakın dostunuz haline gelirdi. Onu bir arkadaşım olarak görmüş, böyle bir şey yapacağı aklıma bile gelmemişti. Hatayı hep bizi sevmeyenlerde arıyorduk. Peki ya, bizi çok sevdiğine inandığımız dostlarımız? En büyük hayal kırıklıklarımız en çok seviyorum dediğimiz kişilerden çıkmaz mıydı? Adımlarım sağlamdı. Ne yapacağımı biliyordum. Üstelik hemen ardından Atlas’la konuşmalıydım. Artık değişmişti. Yanımda olacağına inancım tamdı. Beril’in odasına çıkana kadar asansör sanki yıllar sürmüş gibi gelse de sonunda oradaydım. Tıklamaya gerek bile duymadım. Kapı koluna asıp içeri girdiğim an Beril ve Atlas’ı karşılıklı kahkaha atar halde buldum. Od…