26.BÖLÜM
Yazar: Gülben Sakar

Ayla Hanımın kimden bahsettiği hakkında tek bir fikrim bile yoktu. Sözlerini bitirip yanımdan hızlıca uzaklaştığı için öylece arkasında bakmakla kaldım. Bu kadının derdi neydi? Suçlu olduğunun farkındaydı tamam. Başka birini suçluyordu ona da tamam. Ama böyle gizemli olmak da neyin nesiydi? Akıllısı bizi bulmuyordu. Bu konudan o kadar sıkılmıştım ki peşinden gitmek yerine önüme dönmekle yetindim. Ayla Hanımın yanımdan uzaklaştığını gören Deniz bana sorar gözlerle baksa da önemli bir şey değil der esine başımı salladım. Medya hayatında bu tür olaylara şaşırmamam belki de irdelemem gerekiyordu. Bugün durum böyleydi, ileride daha farklı da olabilirdi çünkü insanlar haber niteliği taşıdığı an karşısındakini umursamıyordu. Çıkarlar söz konusu olduğunda insan en yakınındakini bile incitmekten çekinmezdi. Antrenmanın bitmesinin ardından soluğu soyunma odasının önünde aldım. Barış Alper odadan çıkan ilk isim oldu. Bir elinde çantasını taşırken diğer eliyle telefonunu kulağında tutuyordu. Beni görmesiyle birlikte baş selamı vererek ilerlemeye başladı. Vahşi kelebek… Onun hemen ardından Abdülkerim çıkarken yüzündeki imalı bir gülümsemeyle bana bakıp aynı Barış Alper gibi baş selamı vermiş ve ilerlemeye başlamıştı. Galatasaray soyunma odasında bile dillere düştüğümüze inanamıyordum. Sevgili Gülşen şarkıyı yazarken bizi görmüş olmalıydı. Saniyeler sonra içeriden Alperen ve Deniz çıktı. “En iyi röportajlar listesinde ilk ona girerim öyle bir şey diyorum Utku’m.” “Tamam kardeşim,” dedi Deniz bıkkın bir tavırla. Başını kaldırıp hemen karşısında beni görmesiyle Alperen’in konuşmaya devam etmesini aldırmadan adımlarını hızlandırdı. “Kurtar beni,” diyerek hemen önümde durduğunda sanki bugün ilk kez karşılaşıyormuşuz gibi dudaklarını alnımın kenarına yasladı. “Kaçır beni sesim çıkmaz.” Kıkırdadım. “Alperen bu dediklerini duyarsa fena bozulur yalnız.” Homurdandı. “Bozulursa bozulsun. Yeter bugün dip dibe olduğumuz. Sürekli dip dibe yaşayabiliriz derken bahsettiğim kişi bu herif değildi.” “Hım,” diyerek gülümsedim. Başımı geriye atıp yüzüne daha net bir şekilde baktığımda, “Kimmiş o ya? Ben sanki bir anlayamadım. Açıklarsan iyi olur.” “Açıklayacağım ben sana,” diyerek elini belime atmasıyla beni ilerletmeye başladı. “Kaçıyoruz biz!” “Lan nereye?” diye bağırdı arkamızdan Alperen. “Ulan beni unuttunuz.” Deniz arkasına hiç dönmeden, “Unutmadık bilerek bırakıyoruz,” diye seslendi. “Bir süre ayrılalım kardeşim bu kadar samimiyet yeterli.” Alperen’e karşı sözlerinin bitmesinin ardından bana doğru eğildi. “Alperen’e dikkat et.” Anlamadım. “Neden?” “Sana verdiğim ilgiyi kendine de isteyerek bölmeye çalışıyor olabilir…” Belimde duran elinin üzerine vurdum. “Bir Alperen Kalgan yalnızca ismi Dilara Altındal olan o kişinin ilgisini ister. Dilara sana dikkat etsin bence Deniz.” “Pes,” dedi hayretler içerisinde. “Benim yerime başkalarını savunman hoş mu?” “Alperen’e diyorsun tam ilginin tamamını istemekte üstüne tanımıyorum Utku Deniz Has. Ufacık odağım dağılsa huysuz bir dedeye dönüşüyorsun.” “Kim?” diye sordu düz bir ifadeyle. “Ben mi?” “Başka bir Utku Deniz Has tanımıyorum. Yine de hatırlaman için yardımcı olacaksa üç kere yedi diyorum.” Dilini şaklattı. “Üç kere yedi demiyorsun yalnız sen.” “Doğru,” diyerek sırıttım. “Lara Güneş dilinde üç kere Utku Deniz.” Yüzümdeki gülümsemenin bir benzeri de onda oluştu. Biz dip dibe koridorda ilerlerken dışarı çıkmadan hemen önce Deniz parmaklarını parmaklarımın arasından geçirdi. Şimdi herkesin içine benimle el ele çıktığında oldukça fazla gözün üzerimize dönmesini sağladı. Kenarda bizi bekleyen Çisil koşarak yanımıza geldi. “Amca,” dedi heyecanla. Kıkırdaya kıkırdaya birleşen ellerimize baktığında Deniz yeğenine karşı göz kırptı. Bu ikili… “Amca kağıt helva alalım mı eve giderken?” “Alırız amcacığım,” diyerek elimi bırakmadan eğildi ve Çisil’i kucağına aldı. Bir eliyle elimi sıkıca tutarken diğer koluyla da kucağında Çisil’i taşımaya başladı. Üçümüz birlikte arabaya doğru ilerlerken, “Bir kağıt helva dükkanı açmak ar…