23.BÖLÜM
Yazar: Gülben Sakar

Utku Deniz'in ailesi İstanbul'a gelmişti. Hem de benim için. Ablası dışında herkes buradaydı. Bu kez abisinin eşiyle de tanışmıştım ve kesinlikle dünyanın en tatlı insanlarından biri olduğunu düşünüyordum. Çisil geldiğinden beri yanımdan bir kez olsun ayrılmazken sürekli sarılı olan elime bakıyor, dudaklarını büzüyor ve dolu gözleriyle iyi olup olmadığımı soruyordu. Onu yiyecektim. Buna karar vermiştim. "Kızım sen rahatsın değil mi?" Ve annesi... Geldiği ilk an önce bana sarılmıştı. Defalarca kez nasıl olduğumu sorup, bir anne edasıyla her yerimi inceleyip iyi olduğumu kanaat getirmişti. Hemen ardındansa onlara geç haber verdiği için Utku Deniz'e büyük bir fırça çekmişti. Bu an gerçekten komikti. Gülmemeye çalışsam da kendimi tutamamıştım. Eğlendiğimi gören Deniz'in ise fırça yemek umurunda bile olmamıştı. Annesi yanıma gelerek saçlarımı seveceği sırada irkilmemle bu hareketinden hızlıca vazgeçmişti. İstemsizce yaptığım bu hareket utanmama sebep olsa da kimse yadırgamamış, aksine konuyu hızlıca değiştirmişlerdi. "Gerçekten rahatım," dediğimde yine de arkamdaki yastığa dokunarak düzeltti. Gelirken bana ve babaanneme boşnak böreği getirmişti. Afiyetle onu yediğimde uyanan babaannemin yanına geçmiştik ve Deniz'in tüm aile fertleri babaannemle tanışmışlardı. Eşsiz bir andı. Kendimi aile tanışması ardından nişan yapacakmışız gibi hissetmiştim ancak bulunduğumuz konum bu düşünceden hızlıca sıyrılmamı sağlamıştı. Deniz'le nişanlanma fikri... Evlilik... Erkendi ama aklımın köşesine bir an geldiği için şimdi de gitmek bilmiyordu. "Teşekkür ederim her şey için," dedim her birine bakıp. Yüzlerindeki sevecen ve samimi bir ifadeyle bana bakıyorlardı. "Buraya gelmeniz benim için... Çok değerli." "Tabii ki gelecektik kızım," dedi Deniz'in babası Yavuz Bey. "Sen de bizim kızımızsın. Çok endişelendik ama çok şükür ki iyisin. Bir sonraki gelişimize seni elin de iyileşmiş halde göreceğim. Bizim kerata bundan sonra iyi baksın sana." Utandım. Deniz cevapladı. "Şüphen mi var baba?" Babası tekerlekli sandalyesini onun yanına doğru ilerletti. "Yok tabii," dedi. "Kimin oğlusun sonuçta." Annesi cevapladı. "Benim." Babası eşinin bu cevabıyla güldü. "Tek başına mı oldu bu çocuk hanım?" "Ben de buradayım," dedi abisi muzip bir tonda. "Şimdi şu yedi numarayı boşverin de... Utku Deniz Bey kızın yanından bir saniyecik çekilebilirse Çisil, ablasına bir şey verecek." Babasının bunu söylemesiyle bakışlarım Çisil'e döndüğünde o yanımdan hızlıca inip koşarak babasına doğru gitti. Elinde papatya tacıyla geri döndüğünde dikkatli bir şekilde yatağın üzerine çıktı. Papatya tacını usulca başımın üzerine yerleştirdikten sonra küçük elleriyle saçlarımı okşayacaktı ki babaannesiyle yaşadığımız olayı hatırlayarak vazgeçti. İçim acıdı ama bir şey diyemedim. Her şey çok tazeydi. Çisil bunu umursamadan uzanıp yanağımı öptü. "Sana prenses tacı aldım Güneş abla," dedi kocaman gülümseyerek. "Artık ikimiz de prensesiz," diyerek başındaki pembe prenses tacını işaret etti. "Zaten öyleydiniz," dedi Deniz hemen arkamda. Çisil papatya tacımı hafif yamuk yerleştirdiği için uzanıp önce tacımı düzeltti ardından saçımın üzerine dudaklarını bastırdı. Tüm ailesinin önünde yaptığı bu hareket yanaklarımın ısınmasına sebep olurken yalnızca Çisil'e odaklanmaya karar verdim. Bu adam şu hareketleriyle bir gün bana kalp krizi geçirtecekmiş gibi hissediyordum. "Çok güzel oldu," dedi Çisil'in annesi Duru. "Harika bir ikili oldunuz." Çisil sargılı elimi ufacık öpüp yataktan indi. Canım benim. Öyle güzel bir kalbi vardı ki Deniz'in her bir aile ferdi merhametliydi. "Teşekkür ederim," diyerek Çisil'in yanaklarını öptüm. "Yine de en güzel prenses sensin." Utandı. "O zaman biz eve geçelim oğlum," dedi annesi. "Hastaneden çıktığınızda Hatice Hanımla Güneş'i bir de evde görür öyle döneriz eve." Deniz'in onaylamasıyla her biri benimle vedalaşıp odadan ayrılmışlardı. Çisil bizimle kalmıştı. Deniz yeğenini kucağına alıp tam karşımdaki koltuğu oturduğunda Çisil'in bıcır bıcır konuşmasını dinliyorduk. "Ne zam…