16.BÖLÜM
Yazar: Gülben Sakar

keyifli okumalar🤍 ☀️🌊 Kim ne derse desin en ikonik, en eğlenceli ligin kesinlikle Süper Lig olduğunu düşünüyordum. Bu ligin verdiği tat başka yerde alınmıyordu. Düzenli olarak gündeme gelen olaylar hâlâ her geçen gün nasıl bu kadar eğlendirebilirdi aklım almıyordu. "Hamına da mamına da..." Dakikalardır tekrar tekrar izlediğim röportajı bir kez daha baştan başlattığımda bir kez daha kahkaha attım. Ligin eğlenceli olması yetmiyormuş gibi bir de küfretmeden küfretmek icat edilmişti. Premier, La Liga, Bundesliga kalkın büyüğünüz geldi. Videoyu Dilara'yı göndererek sonunda başka bir videoya geçtim. Deniz'i beklerken spor haberlerini -özellikle de birkaç gündür kaçırdığım futbol haberlerini- izlemem doğru bir tercih olmuştu. Eğlendiriyorlardı. Ekranda Deniz'in aramasının çıkmasıyla şarjımın bitip telefonunun kapanması bir olurken omuzlarım çöktü. Aramıza girmeyen bir telefon şarjı kalmıştı ve artık o da tamamdı. Dortmund, Fenerbahçe ve Arsenal şanssızlığına benzer bir şanssızlığım vardı. Artık buna emindim. Kaybedenler kulübüne bir kişi daha ekliyordum. Lara Güneş Yazgan. Çalan zille birlikte ayağa fırladığımda anlamsız heyecanıma karşı hemen karşımda oturan babaannem gözlerini kıstı. Ona şirince gülümseyip kapıya koşarak gittim. Deniz gelmişti. Muhtemelen az önce de bunun için aramıştı. Kapıyı açıp yukarı çıkmasını beklerken ellerimi arkamda bağlayıp parmak ucumda kalkıp iniyordum. Sanki yıllardır görüşmüyorduk. Merdivenin başında uzun boyuyla belirdiğinde dudaklarım iki yana kıvrıldı. Maç yorgunu olduğu halde çıktığı gibi yanıma gelmesi gerçeği kalbimi pır pır ettiriyordu. Başını kaldırıp gözlerini gözlerimle buluşturduğunda yüzümdeki gülümsemenin aynısı yüzünde belirdi. Üzerinde Galatasaraylı eşofman takımı ve elinde bir poşetle hemen karşımda durdu. "Hoş geldin," derken kapıyı geçmesi için iyice araladım. "Tam aradığında şarjım bitti." Ayakkabılarını çıkartıp dolaba koyarken, "Hoş buldum," dedi. "Tahmin ettim." Kapıyı hemen ardından kapatıp tekrardan ona döndüğümde başımı kaldırarak yüzüne baktım. Birkaç saniye birbirimizin yüzüne bakarken en sonunda ilk adımı atarak elini belime koydu ve beni kendine doğru çekerek sımsıkı sarıldı. Özledim diyen sesi kafamın içinde yankılandı. Özlenmek güzeldi. Onun tarafından özleniyor olduğunu bilmekse güzel kelimesine sığamayacak kadar büyük duygular içeriyordu. Kollarım bunu bekliyormuş gibi -ki bekliyordu- boynuna saniyesinde sıkıca sarılırken yüzünü saçlarımın arasına gömerek derin bir nefes aldığını duydum. Onu özlemiştim. İş vasıtasıyla sürekli görebildiğim zamanları mumla aramıyor değildim. Artık biraz iş bahane Deniz şahane gibi olmuştu ama ne yapabilirdim ki? Ona doğru kaybolalı çok oluyordu. "Yorgunsun değil mi?" Kollarım ondan istemeden de olsa ayrıldığında başını iki yana salladı. "Yorgunsun işte." Önce buraya gelmeden duş aldığı belli olan saçlarına baktım. Kumral saçları buram buram şampuanı kokuyordu. Teninden yükselen onun kokusu ilk saniyeden başımı döndürmeye yetmişti. Evet, fazlasıyla özlemiştim, belli oluyordu. "Yarın mı görüşseydik acaba?" "Değilim," diyerek bu sefer de sözlü olarak reddetti. "Şu merdivenlerden çıktığım an uçtu gitti o yorgunluk." Dilini dudaklarının üzerinde gezdirip elindeki poşeti uzattı. "Size aldım. Hatice Sultan meyve suyunu şeftalili seviyor demiştin değil mi?" Şaşırdım. Bunu geçenlerde öylesine laf arasında Atlas'a söylemiştim ve o da duymuştu ancak hatırlayacağını hiç düşünmemiştim. Başımı aşağı yukarı sallayarak poşeti açtığımda iki meyve suyunun yanında aynı zamanda birkaç paket kağıt helva aldığını da gördüm. "Teşekkür ederiz," dedim kağıt helvalardan birine uzanırken. "Ben de senin için üzümlü kek yaptım. Seversin değil mi?" Gözünü kırpmadan cevapladı. "Bayılırım." Ona kocaman bir gülümseme gönderdim. Elimdekileri mutfağa bırakırken o çoktan salona geçmişti bile. Hemen ardından koşarak içeri girdim. Babaannem onu görünce bana imalı bir bakış attı. O imalı bakışın altında az önce koşarak kapıya gitmem yatıyordu elbette. Dudaklarımı birbirine…