10.BÖLÜM
Yazar: Gülben Sakar

Karanlık kapılarımı izinsizce aralayarak git gide daha da yaklaşıyordu. Kötünün kötüsü gerçekten hep bir anı mı bulmak zorunda mıydı yoksa yalnızca her defasında bana mı denk geliyordu? Karşımda biraz olsun üzülebileceğim biri yoktu. Karşımda yüzsüzce duran iki kişinin birbirinden farkı da yoktu. Biri neyse, diğeri de en az onun kadardı. Yılların hüznünü bana aşılayan ikili değillerdi belki ama en az başlatan kadar suçlu olan ikiliydi. Bir düşene de biz vuralım misali hayatımı tepetaklak etmekte büyük etkileri vardı. Amcam ve onun oğlu. Adını anmayı sevmezdim, angut yeterli bir hitap şekliydi onun için. Taksinin yanımdan uzaklaşmasıyla birlikte onlara doğru adımladım. "Ne işiniz var burada?" Apartmanın hemen önünde arabalarına yaslanmış bir halde dikiliyorlardı. Babaannemin kapıyı açmaması üzerine sokakta kalmışlardı. Kraliçemsin Hatoş'um! Bu beni biraz da olsun keyiflendirse de hiçbir mimik göstermeden karşılarına geçtim. "Amcanı böyle mi karşılıyorsun Lara?" En son babaannemi hastaneye kaldırdığımız gün onu aradığımda duymuştum sesini. Benim ağlamaktan boğuk çıkan sesime karşı onun aldığı haberle bile neşeli çıkan sesi karşı karşıya kalmıştı o gün. Bir kez daha göstermişti ne kadar merhametsiz bir adam olabileceğini. Yılların getirdiklerine rağmen yine de merhamete geleceğini düşünen benim suçum olsundu bu da. "Kırmızı halı mı bekliyorsun?" diye sorduğumda sinir bozan gülümsemesini yüzüne yerleştiren oğlu oldu. Angut. "Tekrar mı sormam gerekiyor? Neden buradasınız?" Amcam yaslandığı arabasından doğruldu. "Annemi görmeye geldim." Güldüm, tamamen alay doluydu ve bunu fark etmesi onun olduğu yerde dikleşmesine sebep oluştu. "Hangi anneni?" Sorduğum soru bu kez kaşlarının çatılmasına neden olurken bir kez daha güldüm. "Kanser olduğunu öğrendiğinde de hastaneye kaldırıldığında da telefondan kuru bir geçmiş olsun dilediğin anneni mi? Yoksa yıllarca işin düşmedikçe arayıp sormadığın anneni mi?" "Bunları konuşmaya gelmedim," derken sesi sertleşmişti. Umurumda mıydı? Asla. "Annemle konuşmam gerekenler var. Kapıyı açmıyor." İçimde yanan ateş onları yok etmek istiyordu. "Hiç düşündün mü?" Sesimi normal düzeyde tutmaya çalışıyordum. Çünkü biliyordum. Yine olurdu. Kendimi tutamaz ve kriz geçirirsem senelerce uğraştığım anların hiçbir kıymeti kalmazdı. "Annem neden kanser oldu diye. Ya da dur. Hiç annem acaba bizim yüzümüzden mi kanser oldu diye düşündün mü diye sormalıyım. Muhtemelen düşünmedin. Zaten düşünceli biri olsaydın bu durumda olmazdık değil mi amca?" Derin bir nefes aldım. "Babaannemle konuşacağın hiçbir şey olamaz. Ne senin ne de kardeşinin. Başka bir şey yoksa... Araban arkanda." "Kardeşin insan dediğin insan senin baban-" O. Kelimeyi. Söyleme. Duyduğum şeyle öfkeli bir tonda sözünü kestim. "Benim babam yok," diye konuşurken tırnaklarımı avcuma bastırdım. Ellerimin titremesini fark etmemelerini diledim. "Annem de yok. Seninle hâlâ durup burada konuşuyorsam o da bizi rahat bırakman için. Tekrar tekrar aynı şeyleri söylemek istemiyorum. Buradan," Bakışlarımı ondan oğluna çevirdim. "Gidin." "Annemle konuşmadan buradan gitmeyeceğim," derken kararlı görünüyordu. Ya da öyle görünmeye çalışıyordu. "Madem bizi görmeye tahammülün yok o zaman direkt odana geçersin Lara. Annemle görüşmeme engel olamazsın. Söylediğim gibi, görüşene kadar buradan ayrılmam." "Sana iyi beklemeler o zaman. Konuşmayacaksın çünkü." Seslerini duymaya, yüzlerine bakmaya daha fazla dayanamayacağımı anladığımda dönüp gidecektim ki sarf ettiği cümle hareket edemememi sağladı. Hayır. Yıllar sonra yeniden aynı şeyler olmayacaktı. Ellerimin titremesi dizlerime doğru inerken yutkunamadım. "Baban aradı. Oturduğunuz evdeki hakkını istiyor. Eğer ben halledemezsem onunla görüşmek zorunda kalırsın Lara. Bunu istemezsin değil mi?" "Babam yok," diye konuşurken iki kelime de zorlukla çıktı dudaklarımdan. Öfkenin yanındaki duygu her neyse içimde zirveye oturmaya çalışıyordu. O duygu korku muydu? Olmamalıydı. "Bir daha sakın tekrarlama o kelimeyi." İşaret parmağımı ona doğru dö…