8.Bölüm
Yazar: LioraSelas

{Canavarlarla savaşan kişi, bu süreçte kendisinin de bir canavara dönüşmemesine dikkat etmelidir. Çünkü sen dipsiz bir kuyuya uzun süre bakarsan, o kuyu da senin içine bakar.} ~Friedrich Nietzsche~ &&&&&&& Gurur, o sarsılmaz ve ezici kibriyle elini masanın tam ortasına, o parıltılı ve lanetli fotoğrafın üzerine uzattı. Odadaki her bir kadının ruhuna bir kırbaç gibi inen o son sorusunu fısıldadığında, sesi adeta bir imparatorluğun idam fermanıydı: "Şimdi söyleyin bana... Kendi günahlarınızla koca bir İmparatorluğu boğmaya hazır mısınız?" Şahit olduğunuz o saliseler, tarihin akışının yön değiştirdiği anlardı. Masanın etrafındaki ölümcül sessizlik, yerini karanlık bir yemine bıraktı. Gurur'un uzattığı pürüzsüz, asil elin üzerinde, masadaki altı canavar kendi pençelerini birer birer birleştirmeye başladı. İlk hamle Öfke'den geldi; boksör bandajlarıyla sarılı, intikam ateşiyle titreyen elini Gurur'un avucunun üzerine sertçe bıraktı. Hemen ardından Açgözlülük, parmağındaki milyonluk pırlantayla parıldayan soğuk elini yerleştirdi; onun dokunuşu, koca bir hanedanı iflasa sürükleyecek o finansal yıkımın mührüydü. Şehvet, zümrüt yeşili ipeklerin arasından süzülen büyüleyici, erkeklerin iradesini kelepçeleyen narin parmaklarını masanın ortasına uzatırken, Kıskançlık gözlerini ondan ayırmadan, o zarafeti tamamen yutmak isteyen hasetli ve hırslı elini Şehvet'in üzerine kenetledi. Oburluk, parmaklarındaki lüks çikolata lekesini umursamadan, Kan Rüyası elmasından sonra koca İmparatorluğu midesine indirecek o doymak bilmez, güçlü elini masaya fırlattı. En arkada, dünyadan tamamen kopmuş gibi duran Tembellik bile polar battaniyesinin altından uyuşmuş ama siber dünyayı tek bir dokunuşla felç edecek dehasını barındıran elini uzatarak en üste bıraktı. Yedi el, tek bir hedef üzerinde üst üste bindi. Bu masada güven yoktu, sevgi bu odanın eşiğinden bile geçmemişti; ama yukarıdan bakan sizlerin gördüğü şey, tarihin gördüğü en kusursuz ve tehlikeli ittifaktı. Hepsini birbirine sımsıkı bağlayan o mutlak, doymak bilmez karanlık arzu, odadaki tüm havayı emerek zamanı mühürlemişti. Onlar artık birbirini seven bir ekip değil, aynı avın kokusunu almış ve koca bir dünyayı çiğnemeden yutmaya yemin etmiş yedi ölümcül canavardı. Lordlar Kamarası'nın ve İmparator'un sarayını yerle bir edecek o büyük ihtilal, bu yedi elin soğuk temasıyla resmi olarak başlamıştı. Tam o anda, ellerin üst üste bindiği ve karanlık yeminin odayı mühürlediği o kutsal salisede, odanın köşesindeki devasa siber ekranlardan birinde kan kırmızısı bir uyarı ışığı amansızca yanıp sönmeye başladı. Masanın üzerine yığılmış olan Tembellik, uykulu gözlerini ağır ağır ekrana diktiğinde, o uyuşmuş yüzünde ilk kez alaycı ve tembel bir kıvrılma belirdi. "Görünüşe göre bu gece bu şehirde yalnız değiliz," diye mırıldandı, parmağının tek bir hareketiyle siber ağlardan sızan canlı uydu görüntüsünü masanın ortasına yansıttı. O ekranda, şehrin en büyük, en korunaklı meydanının tam ortasına, gece yarısının zifiri karanlığında adeta topraktan fışkırmış gibi devasa bir gölge yayılmıştı. Üzerinde kızıl alev oymaları olan, ürkütücü ve bir o kadar da göz alıcı, zifiri siyah bir sirk çadırı. Bu sıradan bir gösteri değildi; bu, koca bir İmparatorluğun ordularıyla, istihbaratıyla yıllardır peşinde olduğu ama gölgelerden öteye geçemediği o efsanevi, yüzleri maskeli ekibin şehre açık bir meydan okumasıydı. Dünyayı kaosa sürükleyen o dört gölge, Mahşerin Dört Atlısı, Prenses'in ihtilal başlattığı gece şehre ayak basmıştı. Yedi kadın, masanın ortasındaki siyah sirk çadırının görüntüsüne bakarken, odadaki elektrik dalgaları bir kez daha yön değiştirdi. İmparatorluğu boğmaya hazırlanan yedi günah, tam karşılarında dünyayı ateşe vermeye gelmiş dört atlıyı bulmuştu. Gecenin karanlığı, iki büyük gücün kaçınılmaz savaşıyla yırtılmak üzereydi. Gurur, devasa ekranda parıldayan maskeli figürlere bakarken, gözlerinin derinliklerinde asil, soğuk ve ölümcül bir zeka kıvılcımı çaktı. Koca bir krallığı diz çöktürecek o kusu…