6.Bölüm {Oburluk}
Yazar: LioraSelas

"Doymak bilmeyen bir nefis, dipsiz bir kuyu gibidir. Ne kadar atarsan at, asla dolmaz; sadece seni daha da derin bir karanlığa çeker." ~Platon~ &&&&&&& Siber ağların uyuşmuş dehası Tembelliğin ekibe dahil oluşu, İmparatorluk Müzesi'ne giden yolu yarı yarıya temizlemişti. Şehvet insanların iradelerini prangaya vuracak, Tembellik ise görünmez dijital surları tek bir esnemeyle felç edecekti. Ancak Gurur'un kusursuz planı, sadece kapıların açılmasını değil, o kapıların ardındaki mutlak gücün, en ulaşılamaz olanın tek bir hamlede yutulmasını gerektiriyordu. Şimdi sıra, hiçbir şeyle doymak bilmeyen, dünyadaki en büyük açlığı ve tüketim arzusunu ruhunda taşıyan o tehlikeli güçteydi. Oburluk. Gurur, adımlarının altındaki o köhne varoş sokaklarını geride bırakıp şehrin en lüks, en üst düzey güvenlik önlemleriyle korunan o görkemli sergi sarayına ulaştığında, gecenin karanlığı yerini elitlerin göz kamaştıran ışıltısına bırakmıştı. Bu gece, imparatorluğun en zengin ailelerinin, en hırslı koleksiyoncuların ve kibirli soyluların katıldığı, yüzyılın en büyük Mücevher Fuarı düzenleniyordu. Havada pahalı şampanyaların, asalet kokan parfümlerin ve gücün o boğucu aurası vardı. Fuarın tam merkezinde ise, bir mühendislik harikası olarak kabul edilen, dünyanın en gelişmiş, aşılmaz ve patlatılamaz denilen 'Kripto-Çelik' kasası sergilenmekteydi. Kasanın etrafı devasa bir kalabalık, çelik parmaklıklar ve havayı kesen kızılötesi lazer ağlarıyla örülmüştü. Korunan o koridorun tam kalbinde ise, nesillerdir hanedanlığın sarsılmaz gücünü simgeleyen, milyarlarca değerindeki efsanevi 'Kan Rüyası' elması, kızıl bir kor gibi parıldıyordu. Gurur, üst locanın beyaz mermer korkuluklarına asil bir rahatlıkla yaslanarak aşağıyı; o kibirli, açgözlü kalabalığın kasaya olan hayran ve aciz bakışlarını süzdü. Dudaklarında, birazdan kopacak olan o kusursuz fırtınayı ve bu zenginliğin nasıl yutulacağını bilen o asil, yıkıcı tebessüm vardı. Aşağıdaki sunucu, elindeki altın kaplama mikrofonla kasanın mutlak güvenliğini, siber ve fiziksel olarak aşılmasının imkansız olduğunu haykırırken o büyük an gelmişti. Kasanın kapısının açılıp elmasın tüm ihtişamıyla aristokratlara sergilenmesi gerekiyordu. Muhafızlar eşliğinde biyometrik göz taramaları yapıldı, bin haneli şifreler girildi ve kasanın o devasa, çelik mekanizması büyük bir gururla geriye doğru açıldı.Ancak açılan kapının ardında sadece dipsiz, alaycı bir karanlık vardı. Kasanın içi tamamen boştu. Salonda bir anlık, ölümcül bir sessizlik oldu. Zaman durdu, nefesler kesildi. Ardından koca sarayı tek bir hamlede yutacak cinsten devasa bir panik dalgası koptu. Çığlıklar, korumaların telsiz bağırışları ve kulakları tırmalayan alarm sesleri birbirine karıştı. İmparatorluğun en üst düzey güvenlik şefleri hemen ana kumanda merkezine koştu; Gurur ise bir gölge gibi arkalarından süzülüp, düzinelerce kameranın yansıdığı o devasa ekranların hemen arkasında belirdi. "İmkansız!" diye kükredi güvenlik müdürü, titreyen elleriyle terler içinde geçmiş saatlerin kamera kayıtlarını geriye sararken. "Bu kasa siber olarak dünyaya kapalıydı! Fiziksel olarak da kimse yaklaşmadı! Kim, nasıl yapabilir?!" Sunucunun bakışları Gurur'a döndüğünde yüzünde bariz bir korku vardı. Elmas İmparator'un Ailesine aitti ve herkes bugün o aileden birinin davete geldiğini biliyordu. "Efendim, elmasın peşine hemen düşelim mi?" Gurur, yanında duran ve panikle emir bekleyen kendi korumasına bakıp başını asil bir umursamazlıkla olumsuzca salladı. "Hiç gerek yok," dedi, sesindeki o ezici tonla koridoru soğuturken. "Sadece bu aptal kargaşayı bitirin. Bu yeteneksizlerin çırpınışları gerçekten midemi bulandırdı." Koruma hızla başını eğip emirleri uygulamak üzere oradan uzaklaşırken, Gurur elindeki kadehi tek bir yudumda kafasına dikti. Gözleri, tam karşısındaki devasa ekrandaydı. Güvenlik müdürü korkudan resmen tir tir titriyor, saçını başını yolarak kükremeye devam ediyordu. "Kimse kasaya yaklaşmadı efendim! Kimse lazer ağlarını kesmedi, biyometrik veriler te…