Yedi Günah'ın Senfonisi

4.Bölüm {Şevhet}

Yazar:

Yedi Günah'ın Senfonisi - LioraSelas kitap kapağı
Yedi Günah'ın Senfonisi kitap kapağı

​"Arzu, aklın bittiği yerde başlar. İnsan, en çok kendisini mahvedeceğini bildiği şeye tutkuyla bağlanır." ~Sigmund Freud~ &&&&&&& Şehrin en prestijli, en asil mekanlarından biri olan tarihi Opera Binası, bu gece devletin en üst kademesini, apoletleri parıldayan generalleri, kibirli bakanları ve ülkenin algısını yöneten nüfuzlu gazetecileri ağırlayan görkemli bir galaya ev sahipliği yapıyordu. Devasa kristal avizelerin altında, elit tabakanın sahte tebessümleri, güç fısıltıları ve pahalı parfüm kokuları havada asılı kalmıştı. Herkes sarsılmaz otoritelerinden, paradan ve siyasetten bahsediyordu.​Ancak salonun tam merkezinde, kırmızı kadife bir koltuğa arkasına doğru hafifçe yaslanmış oturan o kadın belirdiğinde, salondaki tüm o sarsılmaz otoriteler görünmez, sihirli bir bağla çözülmeye başladı: Şehvet. Üzerindeki zümrüt yeşili, cüretkar bir sırt dekoltesine sahip ipek elbise, teninde adeta su gibi pürüzsüzce akıyordu. Lakin onun asıl gücü, bedeninin o göz alıcı zarafetinden çok daha ötedeydi. O, tek bir bakışıyla en sert iradeleri bile diz çöktürebilecek tekinsiz bir gücün ta kendisiyken, generaller ve bakanlar onun etrafında yörüngesini kaybetmiş birer gezegen gibi dönüyordu. O, salondaki hiçbir şeye elini sürmüyor, kimseden bir şey çalmıyor, kimseyi açıkça tehdit etmiyordu. Sadece bakıyor, tehlikeli bir zarafetle gülümsüyor ve zehirli bir melodi gibi fısıldıyordu. Onun o kiraz kırmızısı dudaklarından dökülen her kelime, en güçlü insanların bile ruhundaki en karanlık, en derine bastırılmış zayıf noktaları tereyağından kıl çeker gibi bulup çıkaran tılsımlı birer anahtardı. ​Sadece birkaç saat içinde, salonun o en dokunulmaz, en mağrur adamları onun etrafında iradesini kaybetmiş birer köleye dönüşmüştü. Sınır vilayetlerini yıllardır demir bir yumrukla, acımasızca yöneten o sert General; Şehvet'in parmaklarındaki kristal kadehe hafifçe dokunuşuyla tamamen gevşemiş, devletin kimsenin bilmediği en gizli askeri harekat planlarını, annesine sırrını açan günahsız bir çocuk gibi birer birer anlatmaya başlamıştı. Ülkenin en nüfuzlu, en ulaşılamaz Bakanı bile kadının kendi kulağına doğru hafifçe eğilerek fısıldadığı tek bir imalı cümleyle buz kesmiş, alnından süzülen terlerle birlikte ertesi gün imzalayacağı o gizli ödenek yolsuzluklarını kendi rızasıyla kadının önüne dökmüştü. Kaleminden kan damlayan, tek bir manşetle hükümetleri deviren o kibirli Başyazar ise, Şehvet'in dudaklarındaki o tekinsiz, davetkar kıvrıma bakarken elindeki tüm gizli şantaj kasetlerinin yerini bir bir itiraf ediyordu. ​Odadaki herkes ona en ölümcül sırlarını, arkalarında bırakacakları o en büyük siyasi enkazları kendi elleriyle anlatıyordu. Çünkü onun büyüleyici aurasının yanında, kendilerini hiç olmadıkları kadar güvende ve hırslarına körü körüne esir düşmüş hissediyorlardı. Oysa Şehvet, sadece zihinlerindeki o çiğ, ilkel arzuyu okuyor; onları kendi elleriyle besledikleri o amansız zaaflarıyla yavaş yavaş zehirliyordu. Aşağıdaki aristokratların çözülüşü, üst locadaki Gurur için adeta görkemli bir senfoniydi. Şampanyasından küçük bir yudum alırken, Şehvet'in koca bir devlet erkanını parmağında oynatışını büyük bir hazla seyretti. İnsanların ceplerini değil, doğrudan ruhlarını soyan bu kadının tehlikesi sınır tanımıyordu. ​Elindeki kadehi locanın mermer kenarına bıraktı ve cebindeki o tanıdık, deri kaplı not defterine uzandı. Gümüş dolma kalemi kağıdın üzerinde pürüzsüzce kayarken, Gurur'un gözlerindeki kibir koca operayı gölgede bırakacak cinstendi. Büyüleyici ve hipnotik Zihin okuyan. Zaafların efendisi. Tam aradığım kişi. Kalemin kapağını yavaşça kapattı. Artık aşağıya, o zümrüt yeşili ipeklerin içindeki kraliçenin yanına inme vakti gelmişti. ​Yazmayı bitirdiğinde Gurur, Şehvet'in o sarhoş kalabalığın arasından adeta süzülerek sıyrıldığını ve operanın devasa balkonuna doğru yürüdüğünü gördü. Kadının peşinde bıraktığı o koca devlet adamları, akıllarını salonda düşürmüş birer gölge gibi çaresizce arkasından bakıyordu. Gurur, deri defterini çantasına koydu; bir…

Bölümün tamamını WritePad'de oku