2.Bölüm {Öfke}
Yazar: LioraSelas

"Zihni öfkeyle kör olmuş bir insan, elinde meşaleyle barut fıçısına koşan bir deliden farksızdır." ~Fyodor Dostoyevski~ &&&&&&& Şehrin parıltılı yüzü, İmparatorluk Müzesi'nin o görkemli mermer sütunlarında geride kalmıştı. Burası ise şehrin, çürümüş ne varsa dışarı kusuyormuş gibi ardında bıraktığı; kanalizasyon kokulu, rutubetli ve karanlık yeraltı dünyasıydı. Eski, metruk bir fabrika binasından bozma yeraltı dövüş kulübü; bayat insan teri, ucuz alkol ve paslı kan kokuyordu. Solunan hava o kadar ağırdı ki, her nefeste insanın genzini yakıyordu. Tavandan sarkan ve etrafa cızırtılı, rahatsız edici bir parlaklıkla ışık yayan loş projektörler, salonun tam ortasındaki paslı demir kafesi aydınlatmaktaydı. Kafesin etrafını saran öfkeli kalabalık, ellerindeki buruşmuş bahis biletlerini havada sallayarak vahşi çığlıklar atıyor, demir parmaklıkları yumrukluyordu. İnsanlığından sıyrılmış bu yaratıklar, adeta taze bir av bekleyen sırtlanlar gibi tek bir noktaya bakıyordu. Herkes tek bir yere odaklanmıştı: Kafesin içinde, adeta bir duvar gibi yükselen devasa, kas yığını adama karşı tek başına duran kadına. Kadın; kalabalığın çirkin gürültüsüne, üzerine fırlatılan aşağılayıcı küfürlere ve vahşi tezahüratlara karşı tamamen duvar örmüştü. Kısa, darmadağın saçları terle alnına yapışmıştı. Üzerindeki eskimiş atlet, dövüşmekten yıpranmış el bandajları ve her şeyden öte, gözlerindeki o acımasız ve amansız nefret onun en büyük silahı gibiydi. Yine de tribündeki hiç kimse ona şans vermiyordu; birkaç saniye içinde o devin altında ezilip parçalanacağını düşünüyorlardı. Bahisler bire on birdi. Salondaki her bir kuruş, kadının mutlak yenilgisine yatırılmıştı. Bir kişi hariç... Kafesin tepesindeki paslı, eski zil rahatsız edici bir gürültüyle çaldı. Süre başlamıştı. Dev adam, aç bir canavar gibi böğürerek tüm cüssesiyle kadının üzerine atıldı. Savurduğu ağır yumruk, havayı yırtan korkunç bir rüzgar çıkardı. Ama hedef aldığı yerde sadece boşluk vardı. Kadın, ölümcül darbe daha ona ulaşmadan ortadan kaybolmuştu. Birinci saniye. Kadın, devin hantal gövdesinin altından bir gölge gibi sıyrıldı. İkinci saniye. Adam neye uğradığını anlamadan, öfkeyle arkasına döndü. Üçüncü saniye. Kadının dizi, adamın çenesinde adeta bir bomba gibi patladı. Bu darbeyi sersemletici iki seri kroşe ve tam boğazına inen, nefes kesici sert bir dirsek darbesi izledi. Devasa adam, kökünden baltayla kesilmiş asırlık bir ağaç gövdesi gibi büyük bir gürültüyle yere düştü. Kafesin zeminine sinmiş yılların tozu, darbenin şiddetiyle havaya savruldu. Adam artık hareketsizdi; ağzından sızan koyu kan, zemindeki paslı demirlerin kokusuna karışıyordu. Koskoca salon, saniyeler süren bir ölüm sessizliğine gömüldü. Binlerce kişi tek bir kelime bile edemiyordu; hiç kimse böyle bir sonu hayal bile etmemişti. Bir kişi dışında... Kafesin hemen dışındaki lüks localardan birinde, gölgelerin arkasına gizlenmiş oturan genç kadın gülerek izliyordu. Gurur elindeki kristal kadehi hafifçe sallayarak bu vahşi sahneyi zevkle seyrediyordu. Dudaklarının kenarında kibirli ve son derece memnun bir gülümseme belirdi. Aradığı o saf, evcilleştirilmemiş vahşilik tam olarak karşısında, o paslı kafesin içinde duruyordu. Ne var ki, adaletin kırıntısına bile yer vermeyen bu acımasız yeraltı dünyasında dürüstlük, en lüks kelimeydi. Kulübün şişman, terli takım elbisesinin içine sıkışmış organizatörü, elindeki telsize aceleyle bir şeyler fısıldadıktan sonra ağır adımlarla ringe doğru yürüdü. Kadının hakkı olan parayı ödemeye zerre niyetinde değildi; altüst olan bahisler yüzünden servet kaybetmişti. "Dövüş iptal!" diye bağırdı organizatör, eline geçirdiği mikrofonu patlatırcasına. "Kadının el bandajlarında illegal bir sertleştirici madde tespit edilmiştir! Bahisler geçersiz, kazanan yok!" Kadın olduğu yerde çakılı kaldı. Göğsü, harcadığı efor ve içine dolan öfkeyle hızla inip kalkıyordu. Bakışları, ağır çekimdeymiş gibi yavaşça organizatöre döndü. O an, kadının göz bebeklerinde çakan o karanlık, vahşi parıltı, salon…