1.Bölüm {Kıskançlık}
Yazar: LioraSelas

"Başkalarının hayatına baka baka kendi hayatını gözden kaçıranlar, eninde sonunda birer gölgeye dönüşürler." ~Stephen King~ &&&&&&& Gece, şehrin üzerine ağır bir kadife örtü gibi çökmüştü. Sokak lambalarının altın rengi ışıkları, yağmurdan yeni kurtulmuş kaldırımlarda titriyordu. Müzenin karşısındaki kaldırımda duran genç kadın ise bunların hiçbirine dikkat etmiyordu. Dikkati tek bir yerdeydi... İmparatorluk Müzesi gecenin karanlığında bile ihtişamından hiçbir şey kaybetmiyordu. Beyaz mermerden inşa edilen dev yapı, şehrin tam merkezinde yükseliyor; altın işlemeli sütunları ve kubbeleriyle, modern şehrin ortasında kalmış başka bir çağa aitmiş gibi görünüyordu. Giriş kapısının iki yanında duran bronz aslan heykelleri ise gelenleri sessizce izliyormuş gibiydi. Bu gece müzenin önündeki kalabalık her zamankinden çok daha yoğundu. Aylar önce yaşanan olayın ardından ilk kez kapılarını açıyordu. Gazeteciler girişte nöbet tutuyor, davetliler kendi aralarında fısıldaşıyor, güvenlik görevlileri ise normalden çok daha gergin görünüyordu. Hiç kimse o geceyi unutamamıştı. Özellikle de müze yönetimi. Siyah araçlar ardı ardına girişe yanaşıyor, ülkenin en zengin insanları kırmızı halının üzerinde yürüyerek içeri giriyordu. Kameralar durmaksızın flaş patlatıyor, gazeteciler davetlilerin peşinden koşuyordu. İnsanlar içeride sergilenecek mücevherleri görmek için gelmişti. O ise onları çalabilecek birini bulmak için oradaydı. Müzenin yeniden açılması ülke genelinde haftalardır konuşulan tek konuydu. Aylar önce yaşanan olaydan sonra bunun gerçekleşeceğine inanan pek kimse kalmamıştı. Özellikle de Mahşerin Dört Atlısı'nın adının olaya karışmasının ardından. Genç kadın kalabalığın arasından yükselen fısıltıları duyabiliyordu. "Gerçekten içeri girmişler mi?" "Öyle diyorlar." "Saçmalık. Eğer girmiş olsalardı şimdi hapiste olurlardı." "Belki de yakalanmadılar." "Belki de hiç bir zaman buraya girmediler." Kadın dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı. İnsanlar hâlâ ne olduğunu bilmiyordu. Bu da bazı sırların ne kadar iyi saklandığını gösteriyordu. Sehrin en zengin insanları, en pahalı kıyafetleriyle İmparatorluk Müzesinin önünde toplanmıştı. Tam da planda olduğu gibi... Gülüşmeler. Kadeh sesleri. Sahte nezaketler. Ve yüz milyonlar değerindeki mücevherler....Tam da olması gerektiği gibi. Kalabalığın arasında duran genç kadın, elindeki davetiyeyi görevliye uzatırken hafifçe gülümsedi. Görevli davetiyeye baktı. Sonra ona. Sonra tekrar davetiyeye. Gözlerinde kısa süreli bir şaşkınlık belirdi. Ancak bu ifade geldiği kadar hızla kayboldu. Yüzüne profesyonel bir tebessüm yerleştirdi. "Buyurun efendim, İmparatorluk Müzesi'ne hoşgeldiniz..." Genç kadın başını hafifçe sallayarak içeri girdi. Müzenin devasa salonu ışıl ışıldı. Tavanlardan sarkan kristal avizeler, sergilenen mücevherlerin üzerine yıldızlar gibi ışık saçıyordu. Yüksek kubbeli tavanlar altın işlemelerle süslenmişti. Duvarlar boyunca uzanan beyaz mermer sütunlar, salonun ihtişamını daha da belirginleştiriyordu. Her köşede imparatorluğun geçmişine ait eserler sergileniyor, yüzyıllardır korunan hazineler özel cam vitrinlerin arkasında ziyaretçilerini bekliyordu. Salonun tam ortasında ise gecenin yıldızı yer alıyordu. Altın korkuluklarla çevrili büyük bir platform. Üzerinde onlarca mücevher. Elmaslar. Yakutlar. Zümrütler. Işık altında parlayan her taş küçük bir servet değerindeydi. Davetlilerin büyük kısmı hayranlıkla vitrinlere bakıyor, telefonlarına sarılıyor ya da kendi aralarında heyecanla konuşuyordu. Genç kadın ise hiçbirine dikkat etmiyordu. En azından başlangıçta. Kalabalığın arasından sessizce ilerledi. Bir köşeye geçti ve avının sahneye çıkmasını bekledi. Saniyeler dakikaları kovalarken en sonundan onu gördü. Kırmızı saçlı bir kadın içeriye girer girmez herkesin bakışaları onu buldu. Bunun nedenini anlamak zor değildi. Kendinden emin yürüyüşü, dudaklarındaki rahat gülümseme ve kalabalığın içinde sanki oraya aitmiş gibi hareket edişi insanları istemeden de olsa ona bakmaya zorluyordu. Genç kadı…