YP 4 - Sergi Curcunası
Yazar: Arzen Ruby

Sabahın dokuzunda galerinin kapısından içeri girdiğimde hava hâlâ o gece serinliğini üzerinde taşıyordu, güneş henüz taş duvarları ısıtacak kadar yükselmemişti. Atölyeye geçtiğimde Alexandros'u küçük aletlerini büstün önüne, tek tek, neredeyse bir ritüel sabrıyla dizerken buldum. "Hoş geldin," dedi, başını kaldırmadan. "Selam, ne yapıyorsun?" Yanına, kendine yer açacak kadar uzağına oturdum. "Önce yüzeydeki tozu, eski cilayı temizleyeceğim." İnce bir fırçayı büstün üzerinde gezdirmeye başladı. Hareketleri o kadar yavaştı ki, sanki taşın kendisine bir zarar vermekten korkuyormuş gibiydi. Bir süre sessizce izledim onu. Fırçanın taş üzerinde bıraktığı hafif hışırtı dışında hiçbir ses yoktu odada; dışarıdan, uzaktan, bir kepenk açılma sesi geldi sadece. Ara sıra durup büyüteciyle bir noktayı inceliyor, sonra yeniden aynı sabırla devam ediyordu. "Sıkıcı mı geliyor?" "Hayır." Ve gerçekten öyleydi; bu yavaş, tekrar eden hareketlerde tuhaf bir huzur vardı, sanki dünyanın geri kalanı bir süreliğine bu küçük odanın dışında kalmıştı. Bir şey demedi, sadece işine devam etti. Yarım saat kadar sonra ön taraftan Spiro'nun sesi yükseldi, her zamankinden daha yüksek, daha aceleci. "Alexandros! İnci! Neredesiniz?" Alexandros elindeki fırçayı bıraktı, ben arkasından koridora çıktım. Spiro elinde telefonuyla bize doğru geliyordu, yanakları kızarmıştı, sanki koşarak gelmişti. "Yannis az önce aradı." Nefesi düzensizdi. "Büstün fotoğraflarını göndermiştim ona, restorasyonun nasıl gittiğini merak ediyordu. Alexandros'un çalışmasını görünce çok etkilenmiş." Telefonunu havaya kaldırdı, sanki kanıt gösteriyormuş gibi. "Sadece büst değil, birkaç tablo daha vermeyi teklif etti. Kendi koleksiyonundan, düşünebiliyor musunuz?" Alexandros'un yüzünde, o güne dek hiç görmediğim türden bir şaşkınlık belirdi, çabucak geçen ama gerçek bir şaşkınlık. "Ciddi mi?" "Fazlasıyla ciddi!" Spiro ellerini birbirine vurdu. "Bu, sergiyi tamamen başka bir seviyeye taşır. Dmitri'yi çağırmam lazım, diğer sanatçılarla da konuşmam gerekiyor. Artık gerçek anlamda başlamamız lazım." Masasına doğru telaşla yürüdü, telefonunu kulağına götürüp Yunanca konuşmaya başladı bile. Alexandros bana döndü, o şaşkın ifade hâlâ yüzündeydi. "Bu iyi bir haber," dedi sadece, ama sesinde onun hiç tarzı olmayan bir heyecan seziliyordu. Onu böyle görmek içimde bir şeylerin kıpırdanmasını sağladı. "Bu eserleri restore edebilecek olmak seni heyecanlandırdı sanırım?" "Nadiren böyle şeyler olur." Bir an durakladı, gözleri hâlâ atölyenin kapısına, büste doğru kaymıştı. "Yannis'in koleksiyonundan parça almak kolay değildir." * * * Öğleye doğru Dmitri de gelmişti; haberi duyunca elindeki her şeyi bırakıp ön masaya koştu, adımları her zamankinden bir tık daha hızlıydı. Spiro hepimizi ana masanın etrafına topladı, önüne büyük, kenarları yıpranmış bir defter açtı. Tam o sırada kapıdaki çıngırak çaldı; içeri iki kişi girdi. Biri uzun boylu, gri sakallı bir adamdı, elleri toprak ve boya lekesiyle işlenmiş gibiydi; diğeri genç, siyah kısa saçlı bir kadın, omzunda bez bir çanta sallanıyordu. İkisini de daha önce hiç görmemiştim. "Ah, geldiler," dedi Spiro, kapıya doğru el sallayarak, sonra bana döndü. "Nikos ve Katerina, sergiye katılacak sanatçılardan ikisi. Kendi atölyelerinde çalışıyorlar, galeriye sadece sergi dönemlerinde uğrarlar." Nikos elini uzattı, sesi kalın ve ağırdı, sanki yıllardır aynı tona bürünmüştü. "Sen yeni yardımcı olmalısın. Spiro bahsetmişti." "İnci." Katerina daha enerjik bir tavırla yaklaştı, gözlerinde meraklı bir pırıltı vardı. "Memnun oldum. Duydum, bu dönem işler epey yoğunmuş." "Öyle görünüyor," dedim, gülümseyerek, aralarındaki bu yeni yüzlerle nasıl bir denge kuracağımı henüz kestiremeden. Spiro ellerini masaya koydu, defterin sayfasını çevirdi. "Tamam, dinleyin. Yannis'in parçaları önümüzdeki hafta gelecek, üç tablo ve büst dahil. Sergiyi altı hafta sonrasına, ayın sonuna alıyoruz." "Altı hafta mı?" Dmitri'nin sesinde hem heyecan hem endişe titreşiyordu. "Yeni tuvallerimi bitirmem la…