Yaz Portresi

YP 2 - Spiro'nun Galerisi

Yazar:

Yaz Portresi - Arzen Ruby kitap kapağı
Yaz Portresi kitap kapağı

Evden çıkıp Plaka’nın dar, dolambaçlı sokaklarına adım attığımda Atina sabahının o kendine has enerjisi yüzüme çarptı. Esnaflar dükkanlarının önünü yıkıyor, minik kafeler dışarıdaki masalara hasır minderleri yerleştiriyordu. Havada taze pişmiş hamur işi ve sert espresso kokusu vardı. Navigasyona bakmaya gerek kalmadan, teyzemin tarif ettiği o renkli grafitilerle kaplı sokağı buldum. Sağ tarafta, iki binanın arasına sıkışmış gibi duran ama yüksek tavanı ve devasa cam vitriniyle hemen dikkat çeken o yeri gördüm. Girişindeki pirinç tabelada kalın harflerle “ η γκαλερί Σπύρος ” yazıyordu. (Galeri Spiro) Derin bir nefes alıp ağır, ahşap kapıyı hafifçe ittim. Kapının üzerindeki pirinç çıngırak neşeli bir sesle tıngırdadı. İçeri girdiğim ilk an, burnuma çalınan o yoğun keten tozu, kurumakta olan yağlı boya ve eski kâğıt kokusu beni adeta sarmaladı. Dışarıdaki o büyük şehir gürültüsü, kalın taş duvarların ardında birdenbire bıçak gibi kesilmişti. İçerisi dışarıya göre oldukça serindi. Yüksek tavanlardan sarkan loş sarı ışıklar, duvarlardaki çerçeveleri ve büyük heykelleri aydınlatıyordu. Girişin hemen sağında, üzerinde darmadağınık evraklar, kalın envanter defterleri ve eski tip bir masa lambası olan geniş, ahşap bir masa duruyordu. "Ah, hoş geldin! Tam zamanında geldin," dedi bir ses. Masanın arkasındaki kapıdan, elinde bir tomar kâğıtla gözlüklü, kır saçlı bir adam çıktı. Üzerinde hafif boya lekeleri olan lacivert keten bir gömlek vardı ve gözlüğünün kenarından bana babacan bir tebessümle bakıyordu. Galeri sahibi Spiro buydu. Kâğıtları masanın üzerine bırakıp bana doğru yürüdü ve elini uzattı. "Sanem'in yeğeni İnci, değil mi?" Kelimeleri tane tane seçiyordu ama "h"leri yutmasından ve bastırarak söylediği "r"lerden buram buram o Akdeniz, Yunan aksanı akıyordu. "Evet, merhaba," diyerek elini sıktım. Yüzündeki o sıcak ifade içimdeki tedirginliği biraz olsun yatıştırmıştı. "Beni kabul ettiğiniz için teşekkür ederim." Spiro elini "lafı bile olmaz" der gibi havada salladı. "Sanem birine kefil oluyorsa, akan sular durur; teşekkür etmene hiç gerek yok. Hem dürüst olayım, bu yaz yoğunluğunda turistlerin dilinden anlayacak, şu evrak işlerini toparlayacak güvenilir birine acayip ihtiyacım vardı." Beni masanın arkasına doğru yönlendirip o karmaşayı işaret etti. "Bak, burası senin masan. Sergilenecek eserlerin kayıtlarını tutarsın, içeri giren ziyaretçilere yardımcı olursun." Durup masanın üzerindeki faturaları, ardından sokaktan geçen insanları işaret etti. "Turistler neyse de, yerel sanatçılar ve buranın esnafıyla iş yaparken biraz Yunanca öğrenmen gerekecek. Burada herkes İngilizce bilmez, bilse de konuşmayı pek sevmez. Sanem sana akşamları birkaç kelime fısıldasın kulağına." Gülümseyerek başımı salladım. "Haklısınız, en kısa zamanda başlayacağım." "Güzel," diyerek üst üste yığılmış faturaları ve eski sergi kataloglarını gösterdi. "Şimdilik şunları bir sıraya koyarak başlayabilirsin. Benim bugün yeni bir sergi için dışarıda işlerim var. Galeri sana emanet. Rahatına bak." Spiro ceketini alıp kapıdaki çıngırağı tekrar tıngırtatarak dükkândan çıkarken arkasından bakakaldım. Koskoca galeri daha ilk dakikadan bana kalmıştı. Çantamı masanın kenarına bırakıp sandalyeye yerleştim ve derin bir nefes alarak önümdeki kağıt dağınıklığına ilk elime atan hamleyi yaptım. İlk birkaç saatim tamamen sessizlik içinde, evrakları tarih sırasına göre dizmek ve bilgisayardaki eski envanter sistemini incelemekle geçti. Tam masadaki bir faturayı incelerken, galerinin arka tarafındaki o yarı karanlık koridorun ucundan hafif bir klasik müzik sesi yükseldi. Müziğin sesine keskin bir tiner ve cila kokusu eşlik ediyordu. Merakıma yenik düşüp yerimden kalktım. Loş koridoru geçip, kapısı hafifçe aralık duran o odaya doğru usulca yaklaştım. Kapı milimetrik bir şekilde aralıktı; içeriden sızan loş ışık koridorun zeminine ince, sarı bir çizgi çekiyordu. Klasik müzik sesi, bir pikaptan yükseliyormuş gibi hafif pürüzlü ve derinden geliyordu. Tiner ve kurumaya yüz tutmuş cila ko…

Bölümün tamamını WritePad'de oku