Yaz Portresi

Yaz Portresi Prolog

Yazar:

Yaz Portresi - Arzen Ruby kitap kapağı
Yaz Portresi kitap kapağı

Siyah bavuluma sertçe bir elbise daha attım. Yeter, yetmeli! O kadar öfkeliydim ki yanıma ne alıp ne almadığımı bile tam olarak düşünemiyor, elime gelen her şeyi hırsla bavula tıkıyordum. Yalanlar... Nasıl da incelikle işlenmişti etrafıma. Bir insan nasıl bu kadar kör, nasıl bu kadar sağır olabilirdi? Kendime duyduğum öfke, beni arkamdan bıçaklayanlara duyduğum nefesten çok daha harlıydı şu an. En çok da o saflığıma, her güler yüze prim veren o iflah olmaz iyimserliğime kızıyordum. Pembe gözlükler sadece gözüme yapışmamış, adeta zihnimi uyuşturmuştu. Aylarca süren o tiyatroyu başrolde izleyip de oyunun gerçekliğini sorgulamamak ancak benim gibi bir budalanın harcı olabilirdi. Oysa ne büyük bir hevesle açmıştım bu odanın kapısını ilk gün. Hayalimdeki iç mimarlık bölümünü en çok istediğim üniversitede kazanmıştım. Geleceğe fırlatılan o parlak okların, kurulan büyük cümlelerin, dostluk sözlerinin hepsi bu odanın duvarlarına çarpıp un ufak olmuştu şimdi. Ne üniversite hayatı kalmıştı geriye, ne de insanlığından zerre pay almış bir çevre. Sadece koca bir enkaz. Aynadaki aksime baktım. Gözlerim ağlamaktan kızarmıştı ama o yaşlar acıdan değil, hırstandı artık. "Bitti," dedim kendi kendime. Sesim odanın boşluğunda yankılandı. "Bu kadar aptallık yetti." Bavulu yatağın üzerinden sertçe indirip çek çeğini yukarı kaldırdım. Tek bir saniye bile gecikmeye, arkama dönüp bu odadaki gölgelere bakmaya niyetim yoktu. Kapıyı arkamdan çekerken, içimde sadece yabancı bir ülkeye, o hiç bilmediğim Yunan şehrine ve teyzemin yanına sağ salim ulaşma arzusu vardı. Ruhumu iyileştirebilecek miydim, bilmiyordum. Ama en azından bu yalanlar şehrinden, beni tüketen o insan görünümlü yaratıklardan kilometrelerce uzakta olacaktım. Kaçmalıydım, kaçmak zorundaydım. Bu benim için artık bir seçim değildi. Üzerimde dolaşan kara bulutların dağılma vakti çoktan gelmişti. Teyzemin aylardır ısrarla yazdığı o mektuplar, telefonun diğer ucundan yükselen o sakin Yunan kasabası davetleri zihnimde döndü durdu. "Gel buraya İnci, biraz deniz havası al, kafanı dağıt." derdi hep. O zamanlar buradaki sahte cennetimden kopamadığım için geçiştirdiğim o teklif, şimdi karanlığın ortasındaki tek çıkış biletiydi. Bavulun fermuarını tek bir hamlede, hırsla çektim. Çıkan o keskin, metalik ses odanın boşluğunda yankılandı. Sanki İzmir’le, üniversiteyle, o hayatımdaki en büyük hatayı temsil eden insanlarla aramdaki bağı koparan bir infaz baltasıydı o ses. Bavulu yatağın üzerinden dikleştirip yere indirdim. İçimdeki öfke dalgası yavaşça yerini buz gibi bir kararlılığa bırakıyordu. Bu şehir beni ezmiş, çiğnemiş ve tüketmişti; ama orada kalıp beni daha da eksiltmelerine izin vermeyecektim. Hak etmeyen insanlara kendimden çok vermiştim, hem de onlardan hiçbir şey almadan. Elimi bavulun tutacağına koydum, derin bir nefes aldım ve gözlerimi kapattım. Hazırdım. Birkaç gün sonra arkamda sadece masmavi bir deniz ve bambaşka bir ülkenin kıyıları olacaktı. Hayatımı kurallarla, milimetrik hesaplarla yeniden inşa edecek, o pembe gözlüklerin kırdığı her bir parçamı tek tek yerinden toplayacaktım. Bu odadan çıkacaktım ve bu defa kimsenin oyununda figüran olmayacaktım. Kimse beni bir daha üzemeyecekti ve daha da önemlisi ben bir kez daha aşık olmayacaktım. Odada hiçbir şeyimi unutmadığımdan emin oldum. Mavi sırt çantam, telefonum, cüzdanım, pasaportum, vizem... Her şey buradaydı. Gözlerim son bir kez bomboş kalan öğrenci odasının duvarlarında, masanın üzerindeki o çıplak ahşap dokuda gezindi. Aylarca bu dört duvara ne çok umut, ne çok gizli gözyaşı sığdırmıştım. İzmir’in o aldatıcı, tuzlu havası pencereden içeri süzülürken, tam sırt çantamın askısını omzuma geçirip bavulun sapını kavramıştım ki, yatağın üzerinde unuttuğum telefonum acı acı titremeye, bas bariton bir melodiyle odayı inletmeye başladı. Ekranda parlayan "Annem" yazısını görünce göğsüme kurşun gibi bir ağırlık oturdu. Ankara’daki evin huzurlu sessizliğiyle, benim şu an içinde bulunduğum kaosun zıtlığı bir anlığına zihnimi bulandırdı. Yutkundu…

Bölümün tamamını WritePad'de oku