YAZ ESİNTİSİ

Geri dönmek

Yazar:

YAZ ESİNTİSİ - Büşra kitap kapağı
YAZ ESİNTİSİ kitap kapağı

Bölüm 1 – Geri Dönmek Bazı yerlere insan isteyerek dönmez. Bazı yerlere ise mecbur kalır. Otobüs, sahil kasabasının küçük terminaline ağır ağır yanaşırken Ada başını cama yasladı. Camın ardından gördüğü manzara, yıllardır hiç değişmemiş gibiydi. Begonviller hâlâ taş duvarlardan sarkıyor, dar sokaklar denize doğru uzanıyor, tuz kokusu daha otobüsten iner inmez insanın içine işliyordu. Kasaba onu hiç unutmamıştı. Ama Ada, kasabayı unutmaya çalışmıştı. Kulaklığını çıkarıp derin bir nefes aldı. Denizin kokusu, çocukluğuna açılan eski bir kapı gibiydi. Ne kadar kaçarsa kaçsın, o koku her şeyi yeniden hatırlatıyordu. Şoför bagaj kapağını açarken gülümseyerek ona baktı. “Hoş geldin.” Ada sadece gülümsedi. Belki de ilk kez, “hoş geldin” kelimesi ona bu kadar yabancı geliyordu. Telefonu titredi. Anne “Vardığında haber ver. Emlakçı yarın öğleden sonra gelecek. İşleri uzatmadan halledip dön olur mu?” Mesajı birkaç saniye boyunca ekrana baktı. İşleri uzatmadan… Keşke her şey birkaç evrak ve birkaç imzadan ibaret olsaydı. Dedesi öldükten sonra geriye kalan tek şey, denize birkaç dakika uzaklıktaki eski yazlık evdi. Çocukluğunun bütün yazları o evde geçmişti. Her sabah limon ağacının altında edilen kahvaltılar… Her akşam verandadan izlenen gün batımları… Dedesinin “Bir gün yine dönersin.” derken yüzünde beliren o emin gülümseme… Şimdi o ev satılacaktı. Ada valizini çekerek kasabanın taş sokaklarına girdi. Her köşe başka bir anıyı fısıldıyordu. Eski dondurmacı. Bisiklet sürmeyi öğrendiği yokuş. Sahile inen dar merdiven. Küçük meydandaki çınar ağacı. Yıllar geçmişti ama kasaba zamanı durdurmuş gibiydi. Sonunda evin bulunduğu sokağa ulaştı. Mavi kepenkler… Beyaz duvarlar… Bahçedeki limon ağacı… Her şey yerli yerindeydi. Sadece dedesi eksikti. Ada’nın boğazı düğümlendi. Anahtarı çantasından çıkarıp kapıya uzattı. Kilit ilk denemede açıldı. Kapı hafifçe gıcırdayarak aralandığında içeriden tanıdık bir koku yükseldi. Ahşap… Naftalin… Ve açık pencerelerden içeri dolan deniz havası… Ev sanki onu bekliyordu. Valizini kapının yanına bıraktı. Parmaklarını eski konsolun üzerinde gezdirdi. Fotoğraf çerçeveleri yerindeydi. Dedesinin hasır şapkası askılıkta duruyordu. Duvar saati hâlâ çalışıyordu. Tik… Tak… Tik… Tak… Sessizliği bir anda dışarıdan yükselen kahkahalar böldü. Ardından çocuk sesleri duyuldu. “Yakalanırsan bittin!” “Kaçın!” Ada merakla verandaya çıktı. Sokağın başında birkaç çocuk ellerinde su tabancalarıyla koşturuyordu. Onların peşinden ise uzun boylu bir adam, elindeki bahçe hortumuyla gülerek ilerliyordu. “Bu savaşı siz başlattınız!” diye seslendi. Bir anda hortumdan yükselen su, güneş ışığında binlerce küçük kristal gibi parladı. Çocukların kahkahaları bütün sokağı doldurdu. Ada farkında olmadan gülümsedi. Tam o sırada adam başını kaldırdı. Göz göze geldiler. İkisi de birkaç saniye kıpırdamadı. Adamın yüzünde yavaş yavaş tanıdık bir gülümseme belirdi. Kaşını hafifçe kaldırdı. “Demek sonunda döndün…” Ada’nın nefesi kısa bir anlığına kesildi. Yıllar geçmişti. Çocuk yüzü gitmiş, yerini olgun bir ifadeye bırakmıştı. Ama o gözler… O gülüş… Hiç değişmemişti. “Merhaba, Ada.” Kalbi, beklemediği kadar hızlı atmaya başladı. Çünkü karşısındaki kişi sadece eski komşusu değildi. Çocukluğunun en güzel yazlarının… Ve en unutamadığı anılarının sahibiydi. Aras.

Bölümün tamamını WritePad'de oku