Tatil Başlasın
Yazar: mirayy

Annem, babamla yirmi beşinci evlilik yıldönümleri şerefine aldığı o iddialı İtalya biletini elinde sallarken, odamın ortasındaki dev valizle bakışıyordum. Evde tam bir "balayı" havası esiyordu ve dürüst olmak gerekirse, onlar Roma sokaklarında romantizmin doruklarına vuracakken benim koskoca yaz tatilini evde tek başıma, sadece televizyon kumandasıyla flört ederek geçirme fikri canımı epey sıkıyordu. Bu, sanki yaz tatilinin beklediğimden daha da sıkıcı geçeceğinin bir işaretiydi. Evde tek başıma geçireceğim bir yaz tatilinden beter bir şey olamazdı herhalde. Tam o sırada odada telefonumun sakinleştirici melodisi çalmaya başlayınca derin bir nefes verdim. Gözlerimle odayı tarayınca telefonumun makyaj masamın üstünde olduğunu fark ettim. O kadar kısa bir mesafe bile bana o kadar uzun gözüküyordu ki... Zaten çok da uykum vardı; "Şuraya kıvrılıp biraz uyusaydım kimsenin ruhu duymazdı bile," diye düşünürken bir de kapının çalması üstüne çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Zoraki de olsa yatağımdan kalkıp kapıya doğru, bir kaplumbağayı aratmayacak hızda yürüdüm. Kapıyı açtığımda ise karşımda yaklaşık bir yıldır göremediğim abim vardı. Üniversiteye gidiyordu; bu yüzden eve sık sık gelemiyor, dersleri yoğun olduğundan görüşme fırsatımız olmuyordu. Abimin yüzüne öküzün trene baktığı gibi bakmış olmalıyım ki abim: "Doğa Hanım, galiba özlenmemişim. Geri gideyim ben o zaman? İnsan bir sarılır," dedi. Onun bu sözleriyle kendime gelip üstüne atlamam bir olmuştu; çok özlemiştim. Uzun bir süre sarılmış olacağız ki beni kendinden uzaklaştırıp alnıma bir öpücük kondurdu ve kolunu omzuma attı. Yavaşça abime sokuldum. Kendimi, son eksik parçası yerleştirilmiş bir puzzle gibi hissetmiştim; sanki yarımdım da tamamlanmışım gibiydi. Abimin bendeki yeri o kadar büyüktü ki ne anlatmaya benim nefesim yeterdi ne de kelimeler. Ben bunları düşünürken yavaşça adımımızı salona atmamızla tökezlememiz bir oldu. Yerde boylu boyunca uzanan kıyafetler, bir sürü boş kıyafet askısı, ayakkabı kutuları, boş valizler ve salonun ortasında ağzına kadar dolu olan valizi kapatmaya çalışan annemle babam vardı. Annem bir ayağını bavula sağlamca bastırmış, bir yandan babama talimatlar veriyor, bir yandan da söyleniyordu. Bu hallerine şaşırmamak elde değildi; gören de sanki bir daha gelmemek üzere gideceklerini veya taşınacaklarını düşünebilirdi. Abim bu görüntüye daha fazla sessiz kalamamış olacak ki herkesin ona odaklanmasını sağlayacak bir kahkaha attı. Annem, abimi fark ettiği gibi önce gözleri doldu, ardından hızlıca ona sarıldı. Annemin abimden ayrılmasını sağlayan ise abimin ona: "Biraz daha sıkarsan sarılacak bir oğlun kalmayabilir Demet Hanım," diye sitem etmesiydi. Annemin abimi bırakmasını fırsat bilen babam ise oğlunu kendine çekip sıkıca sarıldı. Bu tatlı seremonimizi bozan da benim telefonumun melodisinin bir daha çalması oldu. "Ben odama çıkıyorum," deyip koşar adımlarla merdivenleri tırmanmaya başladım. Ardımdan abim de annemlere bir şeyler söyleyip arkamdan gelmeye başladı. Ben ise ona takılmadan hızlıca odama vardım ve telefonumu elime aldım. Arayanlara baktığımda görüntülü aradıklarını gördüm. Kendime yatağımda rahat bir pozisyon bulup aramayı yanıtladım. Ekranda Eliz’in, her zamanki gibi enerjiden yerinde duramayan yüzü belirdiğinde; hemen yanında oturan Beste’nin, Eliz’den bıktığını belli eden çehresi de görüş açıma girdi. Eliz’in bir çığlığı aratmayacak şekilde: "Sonunda be kızım! Sabahtan beri arıyoruz, insan bir şey mi oldu diye merakından açar en azından!" demesiyle Beste’nin yüzüne bıkkın bir ifade yerleşti. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi yüzündeki o ifadeyi hızlıca silip gözlerini heyecanla parlatarak kameraya iyice yaklaştı. Tam lafa girecekti ki odamın kapısı açıldı ve abim içeri girdi. Doğrudan yanıma yerleşip merakla kameraya doğru eğildi. Ben daha ona ne yaptığını soran sinirli bakışlar atamadan Eliz ekrandan çığlığı bastı: "Aa, Pamir abi! Hoş geldin, hangi rüzgar attı seni buralara?" Abim, o her zamanki rahat ve kendinden…