BÖLÜM 2
Yazar: anoly

Eve varmak üzereydim. Yağmur iyice hızlanmıştı. Kapüşonumu biraz daha öne çektim ama pek işe yaradığı söylenemezdi. Pantolon paçalarım çoktan ıslanmıştı. Arkamdan gelen ayak seslerini duyunca iç çektim. Durmadan yürümeye devam ettim. Üç… İki… Bir… “Selam.” Gözlerimi devirdim. “Yine mi sen?” Yanıma kadar geldi. Benden fazlasıyla uzundu. Islanan siyah saçları alnına yapışmıştı. Açık teni yağmur yüzünden daha da solgun görünüyordu. Mavi gözleri ise her zamanki gibi gözlerini benden ayırmıyordu. “Tesadüf.” “Tesadüf mü?” “Evet.” Başımı iki yana salladım. “Artık şu kelimeyi kullanmayı bırak.” “Niye?” “Çünkü ikimiz de bunun tesadüf olmadığını biliyoruz.” Gülümsedi. “Yakalandım.” Yürümeye devam ettim. O da hiçbir şey olmamış gibi yanıma geçti. “Bugün de bütün gün peşindeydim.” Bu sefer durup ona baktım. “Onu fark etmediğimi mi sanıyorsun?” “Fark ettiğini biliyorum.” “Dört sokak önce de sendin.” Başını salladı. “Evet.” “Kafeyi çıkınca karşı kaldırımda duran da sendin.” “Doğru.” “Otobüs durağındaki çocuk da.” “Hâlâ benim.” Ona birkaç saniye baktım. Sonra istemsizce güldüm. “Gerçekten sorunların var.” “Olabilir.” “Ama bunları benim üzerimden çözemezsin.” Yüzündeki gülümseme kaybolmadı. “Seni takip ettiğimi söylemiştim.” “Evet.” “Peki neden hiç dönüp ‘Beni neden takip ediyorsun?’ diye sormadın?” Omuz silktim. “Çünkü cevabını biliyorum.” “Öyle mi?” “Evet.” “Nedir?” Gözlerinin içine baktım. “Takıntılısın.” Bir an sessiz kaldı. Sonra hiç inkâr etmeden başını salladı. “Evet.” Beklediğim cevap buydu. “Ne kadar dürüstsün.” “Bunun sana yalan söylemekten daha iyi olduğunu düşündüm.” “Yanlış düşünmüşsün.” Onu omzuyla hafifçe geçip yürümeye devam ettim. Arkamdan yine peşimden geldiğini duydum. Hiç şaşırmadım. Zaten şaşırmayı uzun zaman önce bırakmıştım. Yağmur dinmek bilmiyordu. Malikânenin büyük demir kapısından içeri girdim. Güvenlik kulübesindeki görevli beni görünce başıyla selam verdi. Ben de kısa bir baş hareketiyle karşılık verdim. Kapıya ulaştığımda hizmetlilerden biri çoktan kapıyı açmıştı. “Hoş geldiniz, Bayan Eleni.” “Hoş bulduk.” Montumu çıkarıp görevliye uzattım. Koca ev her zamanki gibi sakindi. Salondan şöminenin çıtırtısı geliyordu. Birkaç hizmetli sessizce işini yapıyor, kimse yüksek sesle konuşmuyordu. Merdivenleri çıkıp odama girdim. Kapıyı arkamdan kapattım. Islanan saçlarımı havluyla kuruladıktan sonra üzerimdeki kıyafetleri değiştirdim. Siyah eşofmanımı ve beyaz tişörtümü giyip yatağın kenarına oturdum. Derin bir nefes verdim. Bugün gerçekten yorucuydu. Telefonum komodinin üzerinde titremeye başladı. Ekrana baktım. Bilinmeyen Numara. Kaşlarımı çattım. Bu saatte kim arardı ki? Birkaç saniye ekrana baktıktan sonra aramayı cevapladım. “Alo?” Sessizlik… Sadece hafif bir nefes sesi geliyordu. “Konuşmayacaksan kapatıyorum.” Tam telefonu kulağımdan indirecektim ki… Derin, sakin bir erkek sesi duyuldu. “Limonlu keki hâlâ seviyor musun?” Elim istemsizce kasıldı. Kalbim bir anlığına duracakmış gibi oldu. “…Ne?” Cevap vermedi. “Sen kimsin?” Yine sessizlik. “Nereden biliyorsun bunu?” Telefonun diğer ucundan tek bir nefes sesi daha geldi. Ardından hat kapandı. Birkaç saniye boyunca telefonu kulağımdan indiremedim. Ekrana boş boş baktım. Bu imkânsızdı. O günü… Limonlu keki… Sadece annem ve ben biliyorduk. Telefon elimden yavaşça indi. Ellerimin titrediğini o an fark ettim. “Bu… olamaz.” Kapı iki kez tıklandı. İrkilip başımı kapıya çevirdim. “Buyurun.” Kapı aralandı. İçeri hizmetlilerden biri girdi. “Bayan Eleni.” “Evet?” “Babanız sizi çalışma odasına çağırıyor.” Derin bir nefes almaya çalıştım. Sesimin titrememesi için kendimi zorladım. “Tamam… Geliyorum.” Hizmetli çıktıktan sonra birkaç saniye olduğum yerde kaldım. Ellerimi yumruk yaptım. Titremeleri durdurmaya çalışıyordum. Sonunda odadan çıkıp çalışma odasına doğru yürümeye başladım. Kapıyı çaldım. “Gel.” İçeri girdim. Babam masasının başında oturuyordu. Dosyalarından başını kaldırıp bana baktı. “Otur.” Sessizce oturdum. “Eleni.” “Efendim?” “Artık şirkete gelme zamanın geldi.” Kaşlarımı…