YASAK TEN

1.BÖLÜM

Yazar:

YASAK TEN - anoly kitap kapağı
YASAK TEN kitap kapağı

(2008 Temmuz 8) Mutfak mis gibi limon kokuyordu. Tezgâhın üzerinde un, yumurta ve tereyağı vardı. Küçük Eleni, annesinin uzattığı çırpma telini iki eliyle sıkıca tutmuş, tüm gücüyle karıştırmaya çalışıyordu. Annesi gülümseyerek kızının saçının arkasına düşen bir tutamı kulağının arkasına itti. “Yavaş, güzelim. Yoksa bütün mutfak kek olur.” Eleni dudaklarını büzdü. “Ben yapabilirim.” “Tabii ki yaparsın.” Kadın gülümseyerek limonun kabuğunu rendelemeye devam etti. Mutfak, taze limonun ferah kokusuyla dolmuştu. Tam o sırada… Dışarıdan tek bir silah sesi duyuldu. Kadının elindeki rende tezgâha düştü. İkinci silah sesi… Ardından üçüncüsü… Sesler gitgide yaklaşıyordu. Kadının yüzündeki sıcak gülümseme bir anda yok oldu. Hiç düşünmeden Eleni’yi kucağına aldı ve koşmaya başladı. Koridorun sonundaki odaya girip büyük ahşap dolabın kapağını açtı. Küçük kızı dikkatlice dolabın içine oturttu. Titreyen elleriyle Eleni’nin yüzünü tuttu. Önce alnını… Sonra iki yanağını öptü. Gözlerinden süzülen yaşlar küçük kızın yüzüne damlıyordu. “Anne…” Kadın ağlamasına rağmen gülümsemeye çalıştı. “Beni dinle.” Eleni sessizce başını salladı. “Ne olursa olsun buradan çıkmayacaksın. Bana ne yaparlarsa yapsınlar… Sakın çıkma.” “Ama…” “Tamam mı?” “…Tamam.” Kadın bir kez daha kızına sarıldı. “Seni çok seviyorum.” Dolabın kapağını kapattığı anda evin giriş kapısı sert bir gürültüyle kırıldı. Kadın, dolabın kapağını yavaşça kapattı. Karanlık, küçük Eleni’yi bir battaniye gibi sardı. Dolabın içi dar ve sıcaktı. Küçük kız dizlerini karnına çekip annesinin söylediği gibi sessizce bekledi. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, sanki dışarıdan bile duyulacaktı. Ayak sesleri… Bir kişi değildi. Birden fazla kişi evin içinde dolaşıyordu. Kapılar sertçe açılıyor, eşyalar yere düşüyordu. Sonra… Odanın kapısı açıldı. Ağır adımlar yaklaştı. “Epey saklanmışsın.” Bu, yabancı bir erkek sesiydi. Annesi cevap vermedi. Adam kısa bir kahkaha attı. “Demek sonunda karşı karşıyayız.” Kadın derin bir nefes aldı. “Bunu yapmak zorunda değilsin.” “Değilim öyle mi?” diye alay etti adam. “Beni geride bırakıp onunla evlenirken de bunu söylemiş miydin?” Sessizlik… “Eleni nerede?” Kadının sesi bu kez kararlıydı. “Onun adını ağzına alma.” Adam öfkeyle güldü. “Hâlâ onu korumaya çalışıyorsun.” “Ona dokunamazsın.” “Bunu sen belirleyemezsin.” Dolabın içindeki Eleni, ağzını iki eliyle kapattı. Nefes almaya bile korkuyordu. “Lütfen…” dedi annesi, sesi titreyerek. “Bu işin onunla hiçbir ilgisi yok.” Adam birkaç saniye sustu. “O adamı seçtin.” “Evet.” “Benden vazgeçtin.” “Evet.” “Ve bunun bir bedeli var.” Odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu. Ardından tek bir silah sesi duyuldu. Her şey… Bir anda sustu. Küçük Eleni gözlerini sımsıkı kapattı. Yanaklarından sessizce yaşlar süzülüyordu. Dışarıdan yine ayak sesleri geldi. “Patron, burada çocuk yok.” “Arayın.” “Hiçbir yerde değil.” Adam öfkeyle nefes verdi. “Boş ver. Çıkıyoruz. Cesedi de alın o orusbu evladına o bile fazla.” Ayak sesleri yavaş yavaş uzaklaştı. Bir kapı kapandı. Sonra bir diğeri… Ve sonunda… Ev tamamen sessizliğe gömüldü. Dolabın içinde küçücük bir kız, annesinin “Ne olursa olsun çıkma.” sözünü tekrar tekrar hatırlayarak karanlığın içinde beklemeye devam etti. Dakikalar mı geçmişti… Saatler mi… Bilmiyordu. Tek bildiği şey, hayatının o gece sonsuza dek değiştiğiydi.

Bölümün tamamını WritePad'de oku