Eski Göl Evi
Yazar: Aybige

Bölüm 5 Saat 19.42. Arabanın içinde ölüm sessizliği vardı. Sahra ön koltukta oturuyordu. Ellerini birbirine kenetlemişti. Miran ise direksiyona öyle sıkı tutunmuştu ki parmaklarının rengi beyaza dönmüştü. Dışarıda yağmur yeniden başlamıştı. Sanki yıllar önceki geceyi taklit eder gibi. Kimse konuşmuyordu. Çünkü ikisi de aynı şeyi düşünüyordu. Eski göl evi. Yedi yıldır adını bile anmadıkları yer. Bir an sonra Sahra sessizliği bozdu. "Onu orada bulacak mıyız?" Miran gözlerini yoldan ayırmadı. "Bilmiyorum." "Azad gerçekten tehlikede mi?" Bu kez Miran cevap vermedi. Sahra başını camdan dışarı çevirdi. Karanlık çökmüştü. Yağmur damlaları camdan aşağı süzülüyordu. Bir an için kendini yedi yıl öncesine dönmüş gibi hissetti. Aynı yağmur. Aynı gece. Aynı korku. Araba göl yoluna girdiğinde Sahra'nın nefesi sıklaştı. Ağaçlar yolun iki tarafında karanlık gölgeler gibi yükseliyordu. Rüzgâr dalları savuruyor, yapraklar cama çarpıyordu. Ve sonra... Göründü. Göl evi. Eskisinden daha harap görünüyordu. Çatısının bir kısmı çökmüştü. Pencerelerin çoğu kırıktı. Bahçeyi saran demir kapı paslanmıştı. Sanki zaman bu eve hiç acımamıştı. Miran arabayı durdurdu. Motoru kapattı. Ama ikisi de inmedi. Bir süre sadece eve baktılar. Sonunda Sahra fısıldadı. "Hiç değişmemiş." Miran derin bir nefes verdi. "Hayır." Sonra ekledi: "Biz değiştik." Bu cümle ikisinin de içine dokundu. Çünkü doğruydu. O gece buradan ayrılan insanlar ile şu an burada oturan insanlar aynı kişiler değildi. Bir yıldırım gökyüzünü aydınlattı. Ve tam o anda Sahra bir şey gördü. Evin üst katındaki pencerede bir siluet. Bir insan. Bir saniye. Belki daha az. Ama oradaydı. "Miran..." "Ne oldu?" "Pencerede biri vardı." Miran başını kaldırdı. Üst kata baktı. Hiç kimse yoktu. "Kimse yok." "Hayır, gördüm." Tam o sırada... Kapı gıcırdayarak açıldı. İkisi de irkildi. Evin kapısında biri duruyordu. Karan. Uzun siyah paltosuyla karanlığın içinde neredeyse bir gölge gibi görünüyordu. Elinde bir fener vardı. Onlara bakıyordu. Ve nedense... Hiç şaşırmış görünmüyordu. Sanki geleceklerini zaten biliyormuş gibiydi. Arabanın kapısını açıp dışarı çıktı. Sahra da onu takip etti. Yağmur saçlarını ve yüzünü birkaç saniyede ıslattı. Karan yavaşça konuştu. "Geleceğinizi biliyordum." Sahra öfkeyle ona baktı. "Azad nerede?" Karan cevap vermedi. Sadece eve doğru döndü. "İçeride." Bu tek kelime Sahra'nın kalbini hızlandırdı. Miran bir adım öne çıktı. "Ne oyun oynuyorsun?" Karan'ın yüzü ciddileşti. "Bu gece oyun yok." Bir an durdu. "Bu gece gerçekler var." Ve ilk kez... Sesinde bir yorgunluk hissediliyordu. Üçü birlikte eve doğru yürümeye başladılar. Eski tahta merdivenler gıcırdıyordu. Kapıdan içeri girdiklerinde keskin bir rutubet kokusu onları karşıladı. Her şey toz içindeydi. Sanki ev nefes almayı yıllar önce bırakmıştı. Sahra'nın gözleri etrafı dolaştı. Eski şömine. Kırık masa. Duvara asılı saat. Ve sonra... Bir şey dikkatini çekti. Şöminenin üzerinde bir fotoğraf vardı. Fotoğraf çerçevesi kırılmıştı. Ama içindeki görüntü hâlâ seçiliyordu. Dört genç. Gülüyorlardı. Kendisi. Azad. Miran. Ve... Dördüncü kişi. Sahra'nın elleri titremeye başladı. Tam o sırada üst kattan bir ses geldi. Bir şey düşmüştü. Üçü de aynı anda başlarını kaldırdı. Sessizlik. Sonra... Yavaş. Ağır. Bir ayak sesi. Birisi merdivenlerden iniyordu. Tak... Tak... Tak... Sahra'nın kalbi göğsüne sığmıyordu. Ayak sesleri yaklaştı. Ve sonunda bir adam karanlığın içinden çıktı. Islak saçları yüzüne düşmüştü. Yorgun görünüyordu. Ama gözleri... Sahra o gözleri bir ömür unutamazdı. Adam durdu. İkisine baktı. Ve kısık bir sesle konuştu. "...Merhaba, Sahra." Sahra'nın gözleri doldu. Çünkü karşısındaki kişi... Azad'dı.