Yarım Kalan Hayatlar

Gölgeler Geri Döner

Yazar:

Yarım Kalan Hayatlar - Aybige kitap kapağı
Yarım Kalan Hayatlar kitap kapağı

Bölüm 3 Miran tam bir saat sonra kapıyı çaldı. Ne bir dakika erken. Ne bir dakika geç. Bu huyu yıllardır değişmemişti. Sahra kapıyı açtığında ilk fark ettiği şey yüzündeki yorgunluk oldu. Miran normalde dağınık görünmezdi. Ama bugün gözlerinin altında belirgin morluklar vardı. Sanki gece boyunca hiç uyumamıştı. Bir süre birbirlerine baktılar. İkisinin de söylemek isteyip söyleyemediği onlarca şey vardı. Sonunda Miran içeri girdi. "İyi görünmüyorsun." Sahra acı bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Sanki sen çok iyi görünüyorsun." Miran cevap vermedi. Oturma odasına geçip pencerenin önünde durdu. Yağmur hâlâ yağıyordu. Sessizlik uzadıkça odadaki gerginlik daha da ağırlaşıyordu. Sonunda Sahra dayanamadı. "Anlat artık." Miran gözlerini pencereden ayırmadan konuştu. "Azad gerçekten döndü." "Onu bunu söylemek için çağırmadığını biliyorum." Miran başını salladı. "Evet." Ardından dönüp doğrudan Sahra'ya baktı. "Çünkü sorun Azad'ın dönmesi değil." Sahra'nın içi sıkıştı. "O zaman sorun ne?" Miran birkaç saniye sustu. Sanki doğru kelimeleri arıyordu. Sonunda cebinden eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğraf yılların etkisiyle yıpranmıştı. Köşeleri kıvrılmıştı. Renkleri solmuştu. Sahra fotoğrafı eline aldığı an yüzündeki ifade değişti. Nefesi kesildi. Bu fotoğrafı daha önce görmüştü. Defalarca. Ama yıllardır tekrar karşılaşacağını düşünmemişti. Fotoğrafta dört kişi vardı. Kendisi. Azad. Miran. Ve... Bir kişi daha. Sahra'nın gözleri son kişiye takıldı. Bir anda odadaki hava değişmiş gibiydi. Elleri titremeye başladı. "Bu fotoğraf sende ne arıyor?" Miran cevap vermedi. Sahra fotoğrafa bakmaya devam etti. Fotoğraf yıllar önce çekilmişti. Henüz hayatlarının parçalanmadığı zamanlarda. Henüz hiçbir şey kaybolmamışken. Henüz o gece yaşanmamışken. O gün hepsi gülüyordu. Gerçekten gülüyorlardı. Sanki dünyanın onlardan alabileceği hiçbir şey yokmuş gibi. Sahra gözlerini kapattı. İçine keskin bir sızı yayıldı. "Onu nereden buldun?" Miran derin bir nefes aldı. "Bulmadım." "Ne demek bu?" "Azad verdi." Sahra başını kaldırdı. "Ne?" "Dün gece." Oda yeniden sessizliğe gömüldü. Sahra fotoğrafı masaya bıraktı. "Ne istiyor?" Miran'ın yüzü karardı. "Sanırım..." Duraksadı. "Gerçeği anlatmak istiyor." Bu cümle Sahra'nın içine bir bıçak gibi saplandı. Gerçek. Yıllardır kaçtıkları kelime. Yıllardır kimsenin yüksek sesle söylemediği şey. Gerçek. Çünkü bazen insanlar yaşadıkları şeyleri unutmazlar. Sadece konuşmamayı seçerler. Ve bazı sırlar yıllarca sessiz kalabilir. Ama sonsuza kadar saklanamaz. "Hayır." Sahra başını salladı. "Hayır, bunu yapamaz." "Sahra..." "Hayır!" Sesinin yükseldiğini fark ettiğinde çok geçti. Göğsü hızla inip kalkıyordu. "Yedi yıl boyunca ortada yoktu." Miran sustu. "Şimdi çıkıp gerçeği anlatmak mı istiyor?" "O da kolay günler geçirmemiş." Sahra öfkeyle güldü. "Gerçekten mi?" Miran cevap veremedi. Çünkü ikisi de biliyordu. Bu hikâyede kimse masum değildi. Kimse tamamen suçlu da değildi. Tam o sırada kapı zili çaldı. İkisi de irkildi. Sahra saate baktı. Kimseyi beklemiyordu. Miran da şaşkın görünüyordu. Kapı zili ikinci kez çaldı. Daha uzun. Daha sabırsız. Sahra yavaş adımlarla kapıya yöneldi. İçinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı. Kapı koluna uzandı. Derin bir nefes aldı. Ve kapıyı açtı. Karşısındaki adam uzun boyluydu. Siyah mont giymişti. Yağmurdan saçları ıslanmıştı. Keskin yüz hatları vardı. Ve gözleri... Sahra daha önce hiç görmediği kadar soğuk gözlerdi. Adam birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra sakin bir sesle konuştu. "Merhaba." Sahra hiçbir şey söyleyemedi. Adamın sonraki cümlesi ise odadaki her şeyi değiştirdi. "Ben Karan." Bir an durdu. Sonra ekledi: "Ve sanırım hepinizin yıllardır aradığı cevap bende."

Bölümün tamamını WritePad'de oku