Dönüş
Yazar: Aybige

Bölüm 2 Telefon hâlâ kulağındaydı. Ama Sahra artık Miran'ın ne söylediğini duymuyordu. Zihninde yalnızca tek bir isim yankılanıyordu. Azad. Yedi yıl. Tam yedi yıl boyunca bu ismi hafızasının en karanlık köşelerine gömmeye çalışmıştı. Başaramamıştı. Çünkü bazı insanlar hayatından çıksa bile kalbinden çıkmıyordu. Bazı vedalar yaşanıp bitmiyordu. Bazı yaralar kapanmıyordu. "Sahra?" Miran'ın sesi yeniden duyuldu. "Orada mısın?" Sahra güçlükle yutkundu. "Emin misin?" "Onu gördüm." Bu iki kelime yeterliydi. Miran asla emin olmadığı bir şeyi söylemezdi. Asla. Sahra yavaşça mutfak tezgâhına tutundu. Elleri titriyordu. Yedi yıl önce Azad hiçbir açıklama yapmadan ortadan kaybolmuştu. Ne bir mektup. Ne bir telefon. Ne de bir veda. Sanki hiç var olmamış gibi kaybolmuştu. Arkasında yalnızca sorular bırakmıştı. Ve cevapsız kalan sorular bazen ayrılığın kendisinden daha acı veriyordu. "Miran..." "Ne?" "Nerede gördün onu?" Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu. Sonra Miran derin bir nefes aldı. "Dün gece." Sahra'nın kalbi hızlandı. "Dün gece nerede?" "Karakolda." Bu kez sessizlik Sahra'dan geldi. Yağmur camlara daha sert vuruyordu. Sanki şehir de onunla birlikte nefesini tutmuştu. "Karakol mu?" "Evet." "Neden?" Miran birkaç saniye cevap vermedi. Bu kez sesi daha alçaktı. "Bilmiyorum." Sahra gözlerini kıstı. Miran yalan söylüyordu. Yıllardır onu tanıyordu. Bir şey sakladığında ses tonu değişirdi. Şimdi de değişmişti. "Miran." "Sahra..." "Ne saklıyorsun?" Karşı taraftan yalnızca nefes sesi geldi. Sonunda Miran konuştu. "Şu an telefonda anlatamam." Bu cevap Sahra'nın hoşuna gitmedi. Hiç gitmedi. Çünkü geçmişte yaşanan her felaket genellikle bu cümleyle başlardı. Telefonda anlatamam. Yüz yüze konuşmalıyız. Durum biraz karışık. Ve ardından her şey daha da kötüleşirdi. "Onunla konuştun mu?" "Evet." Sahra'nın parmakları sıkıldı. "Ve?" Miran'ın cevabı beklediğinden çok daha kısa oldu. "Seni sordu." Kupadan yere dökülen kahve mutfak fayanslarının arasında yayılmıştı. Sahra gözlerini yere çevirdi. Bir an için nefes almayı unuttu. Seni sordu. Bu kadar basit bir cümle neden bu kadar ağır gelmişti? Yedi yıl boyunca hiçbir haber vermeyen bir adam... Şimdi onu soruyordu. Neden? Vicdan mı? Pişmanlık mı? Yoksa başka bir şey mi? Sahra'nın aklına gelen son ihtimal kalbine buz gibi oturdu. Ya Azad'ın geri dönmesinin sebebi geçmişte kalan o geceyse? Ya yıllardır kaçtıkları şey yeniden ortaya çıkıyorsa? "Sahra." "Efendim." "Bugün seni görmem lazım." "Neden?" "Çünkü işler düşündüğünden daha karmaşık." Bu kez Miran'ın sesinde açıkça endişe vardı. Ve Miran kolay kolay endişelenen biri değildi. "Ne zaman?" "Bir saate yanındayım." Telefon kapandı. Sahra uzun süre olduğu yerde kaldı. Sessizlik yeniden daireye yayıldı. Fakat artık bu sessizlik tanıdık değildi. İçinde yaklaşan bir fırtınanın haberi vardı. Pencereye doğru yürüdü. Şehrin üzerindeki bulutlar daha da koyulaşmıştı. Aşağıdaki sokakta insanlar şemsiyeleriyle aceleyle yürüyordu. Kimsenin birbirine baktığı yoktu. Kimse başkasının yükünü bilmiyordu. Belki de bu yüzden hayat kolay görünüyordu. Çünkü herkes kendi yarasını taşıyordu. Tam perdeyi kapatacakken gözleri aşağıdaki sokağa takıldı. Karşı kaldırımda duran siyah bir araba vardı. Motoru çalışıyordu. Ama hareket etmiyordu. Sahra kaşlarını çattı. Arabanın camları koyu renkti. İçerisi görünmüyordu. Tam o sırada sürücü koltuğundaki siluet hafifçe hareket etti. Ve yüzünü yukarı kaldırdı. Doğrudan onun penceresine baktı. Sahra'nın kalbi duracak gibi oldu. Bu mesafeden yüzünü seçemiyordu. Ama içindeki o tuhaf his yeniden ortaya çıkmıştı. Tanıdık. Rahatsız edici. Ve tehlikeli. Birkaç saniye sonra araba yavaşça hareket etti. Sokağın köşesinden dönerek gözden kayboldu. Sahra pencerenin önünde donup kaldı. Çünkü yıllar önce yaşanan o geceden sonra ilk kez... Gerçekten korkmuştu.