Yarım Kalan Hayatlar

Büyük yüzleşme: Sahra ve babası

Yazar:

Yarım Kalan Hayatlar - Aybige kitap kapağı
Yarım Kalan Hayatlar kitap kapağı

Bölüm 19 Yağmur durmak bilmiyordu. Ormanın derinliklerinde duran siluet, birkaç saniye boyunca hiç kıpırdamadı. Sahra'nın dudakları titriyordu. "...Babam." Bu kelime, gecenin sessizliğini paramparça etti. Azad ona döndü. "Ne dedin?" Sahra'nın gözleri o karanlık siluete kilitlenmişti. "Ben... onu tanıyorum." Aras şaşkınlıkla ona baktı. "Baban mı?" Sahra yavaşça başını salladı. Bir adım öne çıktı. "Baba..." Siluet hareket etmedi. Bir yıldırım çaktı. Ve bir anlığına yüzü aydınlandı. Beyazlamış saçlar. Yorgun bir yüz. Ve derin, kederli gözler. Gerçekten de... Turgut Aydoğan'dı. Sahra'nın babası. Ama bu imkânsızdı. Çünkü... "Sen..." Sahra'nın sesi titredi. "Sen yurt dışındaydın." Adam acı bir şekilde gülümsedi. "Öyle olduğunu sanıyordun." Sahra'nın nefesi kesildi. "Ne demek istiyorsun?" Adam yavaşça onlara doğru yürümeye başladı. Her adımında yılların yorgunluğu hissediliyordu. Sonunda birkaç metre önlerinde durdu. Ve ilk kez gözlerini kızına çevirdi. "Özür dilerim, Sahra." Bu söz... Sahra'nın kalbine ağır bir taş gibi oturdu. "Neden özür diliyorsun?" Uzun bir sessizlik. Sonra Turgut Bey fısıldadı: "Çünkü yedi yıldır senden bir gerçeği saklıyorum." Kimse konuşmadı. Deniz bir adım öne çıktı. "Demek sonunda geldin." Herkes ona döndü. Sahra şaşkınlıkla Deniz'e baktı. "Sen... babamı tanıyor musun?" Deniz başını salladı. "Evet." Bir sessizlik. "Çünkü bu olaylar... yedi yıl önce başlamadı." Yağmur yeniden şiddetlendi. "Her şey çok daha önce başladı." Turgut Bey gözlerini kapattı. Sanki kaçmaya çalıştığı geçmiş sonunda onu yakalamıştı. Aras sabırsızca konuştu. "Biri bana neler olduğunu anlatabilir mi?" Turgut Bey başını kaldırdı. Ve hayatlarını değiştirecek cümleyi söyledi. "Bu göl evi... bana ait." Herkes donup kaldı. Sahra'nın gözleri büyüdü. "Ne?" "Yıllar önce bu evi ben satın aldım." Azad bir adım öne çıktı. "Ama neden?" Turgut Bey'in sesi kısıldı. "Çünkü burada bir şey saklıydı." Bir sessizlik. "Ne?" Adamın gözleri göle kaydı. Sonra fısıldadı: "Bir ölüm." Ormanın içindeki rüzgâr uğuldadı. Sahra'nın kalbi sıkıştı. Bir ölüm mü? "Yedi yıl önce değil..." Bir nefes aldı. "...on dört yıl önce." Bu kez herkes şaşkınlıkla birbirine baktı. Turgut Bey devam etti. "Bu göl evi yıllar önce bir aileye aitti." Bir an sustu. "Bir gece... o ailenin küçük kızı gölde kayboldu." Sahra'nın nefesi kesildi. "Bulunamadı." Deniz başını eğdi. "Ben de o ailenin oğluydum." Bir yıldırım çaktı. Bu kez şok daha da büyüktü. "Ne?" Deniz'in gözleri dolmuştu. "Kayıp kız..." Sesi titredi. "...benim kardeşimdi." Sessizlik. Boğucu bir sessizlik. Sahra artık hiçbir şeyi anlamıyordu. Ela. Deniz. Babası. Göl evi. Her şey birbirine karışmıştı. Turgut Bey gözlerini kapattı. "Ben o davanın avukatıydım." Bir sessizlik. "Ve o gün..." Gözlerinden yaşlar süzüldü. "...gerçek suçluyu korudum." Kimse nefes alamadı. "Ne?" Adam başını eğdi. "Bir çocuğun ölümünü sakladım." Sahra'nın gözlerinden yaşlar süzüldü. "Babam..." Turgut Bey kızına baktı. "Hayatımın en büyük hatasını yaptım." Bir an durdu. "Ve yıllar sonra..." Sesi titredi. "...aynı şey tekrar yaşanmak üzereydi." Azad kaşlarını çattı. "Yani biri..." "Evet." Turgut Bey başını salladı. "Birisi geçmişte olanları biliyordu." Deniz yavaşça konuştu. "Ve bizi bu eve topladı." Bir sessizlik. "Çünkü gerçek ortaya çıkmalıydı." Tam o anda... Gölün tarafından bir çığlık duyuldu. Bir kadın çığlığı. Herkes aynı anda döndü. Ve ardından... Bir ses. Çok tanıdık bir ses. "Yardım edin!" Ela'nın gözleri büyüdü. "Bu..." Bir an sustu. "...benim sesim!" Herkes göle doğru koşmaya başladı. Ama hiçbiri fark etmedi... Ormanın içinde, onları izleyen başka bir siluet daha vardı. Yüzü görünmüyordu. Ama dudaklarında hafif bir gülümseme vardı. Ve elinde... Eski bir fotoğraf tutuyordu. Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu: "Yarım kalan hayatlar, gerçekler tamamlanmadan bitmez."

Bölümün tamamını WritePad'de oku