Yarım Kalan Hayatlar

Bölüm 18

Yazar:

Yarım Kalan Hayatlar - Aybige kitap kapağı
Yarım Kalan Hayatlar kitap kapağı

Yağmur şiddetlenmişti. Siyah yağmurluklu adam birkaç adım önde duruyordu. Yüzü artık tamamen görünüyordu. Ama hiç kimse konuşamıyordu. Çünkü karşılarında duran kişi... Deniz Ersoy'du. Sahra'nın nefesi kesildi. "...Deniz?" Miran bir adım geri çekildi. "İmkânsız..." Azad'ın yüzündeki bütün renk çekilmişti. Çünkü Deniz... Yedi yıl önce ölmüştü. En azından öyle sanıyorlardı. Ela'nın gözleri doldu. "Sen..." Deniz acı bir şekilde gülümsedi. "Evet." Bir sessizlik oldu. Sonra yavaşça konuştu: "Ölülerin geri dönmesi insanları korkutuyor, değil mi?" Aras şaşkınlıkla etrafına baktı. "Birisi bana ne olduğunu açıklayacak mı?" Sahra titreyen bir sesle konuştu. "Deniz..." Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "...biz senin öldüğünü sanıyorduk." Deniz'in yüzündeki gülümseme kayboldu. "Ben de." Herkes ona baktı. "Ne demek bu?" Deniz derin bir nefes aldı. "Çünkü biri benim öldüğümü düşünmenizi istedi." Ormanın içinde rüzgâr uğuldadı. Miran başını kaldırdı. "Kim?" Deniz cevap vermedi. Bunun yerine... Bakışlarını yavaşça hepsinin üzerinde gezdirdi. Sonra gözleri bir kişide durdu. Karan. Karan'ın nefesi kesildi. "Hayır..." Deniz ona doğru bir adım attı. "Beni o gece sen buldun." Bir sessizlik. Karan'ın yüzü bembeyaz olmuştu. "Deniz..." "Konuş." Deniz'in sesi sertti. "Bu kez hiçbir şey saklama." Sahra şaşkınlıkla ikisine baktı. "Karan... sen Deniz'i tanıyor muydun?" Karan gözlerini kapattı. Ve yavaşça başını salladı. "Evet." Bu cevap herkesi bir kez daha şoke etti. "Deniz bizim grubumuzdaki beşinci kişi değildi." Bir an durdu. "Altıncı kişiydi." Yağmurun sesi yeniden yükseldi. Sahra'nın kalbi hızlandı. Altıncı kişi. Yedi yıldır hiç adını anmadıkları biri. Karan devam etti. "Deniz ve ben çocukluk arkadaşıydık." Deniz başını eğdi. "Ve o gece..." Sesi kısıldı. "...beni gölün yanında yaralı buldu." Aras şaşkınlıkla ona baktı. "Yaralı mıydın?" Deniz başını salladı. "Evet." "Nasıl?" Uzun bir sessizlik oldu. Sonra Deniz konuştu. "Çünkü birisi bana saldırdı." Rüzgâr sertleşti. Sahra'nın elleri titriyordu. Bir saldırı. Ela'nın kayboluşu. Deniz'in ortadan kaybolması. Her şey birbirine bağlanmaya başlıyordu. "Kim yaptı?" Deniz'in yüzü karardı. "Yüzünü göremedim." Bir nefes aldı. "Ama..." Bir an durdu. "...sesini duydum." Herkes aynı anda ona döndü. "Ne dedi?" Deniz'in gözleri uzaklara daldı. Sanki o geceyi yeniden yaşıyordu. Sonra fısıldadı: "Artık hiçbiriniz gerçeği öğrenemeyeceksiniz." Sahra'nın kalbi sıkıştı. Bu cümle... Bir yerden tanıdık geliyordu. Çok tanıdık. Birden gözleri büyüdü. Çünkü aynı cümleyi daha önce de duymuştu. Bir anı. Bir ses. Bir erkek sesi. Yağmurun altında. Ve... Bir yüzük. Bir anda başı dönmeye başladı. "Neden..." Ellerini başına götürdü. "Neden şimdi hatırlıyorum?" Azad hemen ona yaklaştı. "Sahra!" Ama Sahra artık onları duymuyordu. Parçalar birleşiyordu. Ve sonunda... Yedi yıl boyunca unuttuğu son anı geri geldi. Bir adam. Karanlıkta duran bir adam. Elinde bir el feneri. Ve söylediği son söz: "Kimse gerçeği öğrenmeyecek." Sahra gözlerini açtı. Nefesi kesilmişti. Yavaşça başını kaldırdı. Gözleri korkuyla büyüdü. Çünkü artık sesi tanımıştı. O sesi... Asla unutamazdı. Dudakları titredi. "Hayır..." Herkes ona döndü. Sahra'nın gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Ve fısıldadı: "Onun kim olduğunu biliyorum." Bir yıldırım çaktı. Herkes nefesini tuttu. Azad bir adım öne çıktı. "Sahra..." "Kimdi?" Uzun bir sessizlik. Sonra Sahra, titreyen parmağını kaldırdı. Ve ormanın içindeki karanlığı işaret etti. Çünkü... Birisi onları izliyordu. Bir siluet. Bu kez altıncı değil... Yedinci bir kişi. Ve Sahra'nın dudaklarından yalnızca bir isim döküldü: "...Babam."

Bölümün tamamını WritePad'de oku