İçimizden Biri
Yazar: Aybige

Bölüm 10 Kimse konuşmadı. Herkes aynı yere bakıyordu. Üst kata. Boş koridora. Ama ses... Gerçekti. Hepimiz duyduk. Sahra'nın elleri buz kesmişti. Mektuptaki son cümle zihninde tekrar tekrar yankılanıyordu: "Beni götüren kişi... içinizden biri." İçimizden biri. Bu nasıl mümkündü? Yedi yıl boyunca aynı acıyı paylaşmışlardı. Birlikte susmuşlar, birlikte dağılmışlardı. Peki ya içlerinden biri bütün bu zaman boyunca yalan söylediyse? Aras sessizliği bozdu. Sesi öfke ve acıyla titriyordu. "Kim yaptı bunu?" Kimse cevap vermedi. "Konuşun!" Sahra gözlerini Azad'a çevirdi. Azad'ın yüzü bembeyazdı. Bakışları yerdeydi. Sonra Miran'a baktı. O da konuşmuyordu. Ve Karan... Sanki bir karar vermeye çalışıyordu. "Biriniz bir şey biliyor." Aras'ın sesi bu kez daha sertti. "Bana kız kardeşimin başına ne geldiğini söyleyin!" Bir yıldırım gökyüzünü aydınlattı. Tam o anda... Miran konuştu. "Ben biliyorum." Oda dondu. Sahra yavaşça ona döndü. "...Ne?" Miran gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı. Sonra açtı. Ve ilk kez... Yıllardır sakladığı bir yükü taşımaktan yorulmuş görünüyordu. "O gece..." Sesi kısıktı. "...Ela'yı son gören kişiydim." Sanki zaman durmuştu. Sahra'nın gözleri büyüdü. Aras bir adım öne çıktı. "Ne dedin?" Azad olduğu yerde donmuştu. "Miran..." Miran başını kaldırdı. Yüzünde acı bir ifade vardı. "Evet." Bir sessizlik. Sonra Aras bağırdı: "NEDEN BUNU ŞİMDİ SÖYLÜYORSUN?" Miran'ın gözleri doldu. "Çünkü korktum." Bu kez kimse nefes bile alamadı. "Korktum..." Başını eğdi. "Çünkü o gece gördüğüm şeyi kimseye anlatırsam her şeyin biteceğini düşündüm." Sahra'nın sesi titredi. "...Ne gördün?" Miran cevap vermedi. Birkaç saniye geçti. Sonra çok yavaş konuştu. "O gece Ela ağlıyordu." Sahra'nın gözlerinden yaş süzüldü. "Ve bana bir şey söyledi." "Ne söyledi?" Miran'ın dudakları titredi. "Birisi bizi izliyor." Odanın içindeki hava değişti. Aras'ın yüzündeki öfke yerini şaşkınlığa bıraktı. "Kimi kastetti?" "Bilmiyorum." "Yalan söylüyorsun!" "Hayır!" Bu kez Miran'ın sesi yükselmişti. İlk kez. "Ben de bilmiyorum!" Sessizlik. Yağmurun sesi. Ve kalplerinin çarpışı. Miran devam etti. "O benden yardım istedi." Bir an durdu. "Sonra dışarı çıktı." "Ve?" "...Bir daha geri dönmedi." Sahra'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Yedi yıldır taşıdığı suçluluk, yeniden omuzlarına çökmüştü. Tam o sırada... Üst kattan bir gürültü duyuldu. GÜM! Bir şey devrilmişti. Dört kişi aynı anda başını kaldırdı. Ve ardından... Ayak sesleri. Birisi yukarıda yürüyordu. Tak... Tak... Tak... Aras'ın yüzü gerildi. "Evde biri var." Kimse karşı çıkmadı. Çünkü bu kez... Hepsi aynı şeyi hissediyordu. Birisi gerçekten yukarıdaydı. Karan feneri eline aldı. "Ben bakacağım." "Hayır." Bu kez konuşan Azad'dı. Herkes ona döndü. Azad'ın gözleri kararlıydı. "Bu sefer kaçmayacağım." Bir yıldırım daha çaktı. Ve bir saniyeliğine... Üst kattaki koridor aydınlandı. Bir siluet. Merdivenlerin başında duran bir kadın. Uzun saçlar. Beyaz elbise. Hareketsiz. Sahra'nın nefesi kesildi. "...Ela." Bir sonraki anda karanlık geri döndü. Siluet kayboldu. Ve üst kattan bir ses geldi. Bir fısıltı. Ama bu kez herkes duydu. "Çok geç kaldınız..." Azad'ın elleri titredi. Çünkü o sesi tanımıştı. Hepimiz tanımıştık. Ve ilk kez... Akıllarına aynı ihtimal geldi. Ya Ela ölmediyse? Ya bütün bu yıllar boyunca... Bir yerlerde yaşıyorsa? Tam o anda... Eski evin ön kapısı kendi kendine kapandı. GÜM! Ve içerideki bütün ışıklar söndü. Karanlık. Mutlak karanlık. Sadece yağmur. Ve bir kadın sesi. Çok yakın. Çok tanıdık. Sanki aralarındaymış gibi. "Gerçeği istediniz..." Bir sessizlik. Sonra son cümle: "O halde yukarı gelin."