17 Ekim Gecesi
Yazar: Aybige

Bölüm 9 Kimse konuşmuyordu. Herkesin gözleri Karan'ın elindeki metal kutuya kilitlenmişti. Kutunun üzerindeki tarih, geçmişin kapısını ardına kadar açmıştı. 17 Ekim. Yedi yıl önce. Hayatlarının yarım kaldığı gece. Karan kutuyu yavaşça masanın üzerine bıraktı. Eski metalin çıkardığı ses, odanın içinde yankılandı. Tık. Sahra'nın nefesi kesildi. "Bu... nereden çıktı?" Karan ona baktı. Bir an sustu. Sonra sessizce cevap verdi. "Ela'dan." Bu kez herkes ona döndü. Aras bir adım öne çıktı. "Ne dedin?" "Bu kutuyu bana Ela verdi." Aras'ın yüzü öfkeyle gerildi. "Yalan söylüyorsun." "Keşke öyle olsaydı." Odanın içindeki hava ağırlaştı. Azad başını kaldırdı. Yıllardır ilk kez gözlerinde bir umut belirmişti. "Eğer doğru söylüyorsan..." Sesi titredi. "...o zaman Ela..." Cümlesini tamamlayamadı. Çünkü bunu yüksek sesle söylemeye cesaret edemiyordu. Karan kutunun kapağını açtı. İçinde üç şey vardı. Bir anahtar. Katlanmış bir mektup. Ve eski bir kolye. Sahra kolyeyi gördüğü anda nefesi kesildi. Ay şeklinde küçük bir gümüş kolye. Ela'nın kolyesi. Onu her gün takardı. Bir kez bile çıkardığını görmemişti. Sahra'nın gözleri doldu. "Bu gerçekten onun..." Karan başını salladı. Aras bir anda kutuya uzandı. Ellerinin titrediği belliydi. Kolye avucuna düştüğü an... Adamın gözlerinden yaşlar süzüldü. "Bu..." Bir an konuşamadı. "Bu onun." İlk kez öfkeli değil, yalnız görünüyordu. Yedi yıldır kayıp olan kız kardeşinden kalan tek şey, avucunun içindeydi. Oda sessizliğe gömüldü. Sonunda Karan mektubu eline aldı. "Sanırım bunu okumanın zamanı geldi." Azad bir adım attı. "Hayır." Miran ona baktı. "Azad..." "Hayır!" Bu kez sesi yükselmişti. Herkes ona döndü. Azad'ın gözleri dolmuştu. "Bu mektubu açarsak..." Bir an durdu. "...hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." Sahra acı bir şekilde gülümsedi. "Azad..." Gözlerinden yaşlar süzüldü. "Bizim hayatımız zaten yedi yıldır eskisi gibi değil." Bu söz, odadaki herkesi susturdu. Çünkü doğruydu. Yedi yıldır yaşamıyorlardı. Sadece geçmişin gölgesinde nefes alıyorlardı. Karan derin bir nefes aldı. Ve mektubu açtı. Kağıt yılların etkisiyle sararmıştı. İlk satırı okuduğunda yüzündeki ifade değişti. Sahra dayanamadı. "Ne yazıyor?" Karan gözlerini kağıttan kaldırdı. Ve yavaşça okumaya başladı. Eğer bu mektubu okuyorsanız... Demek ki ben geri dönememişim. Odanın içindeki herkes dondu. Karan devam etti. Öncelikle şunu bilin... O gece olanlar bir kaza değildi. Sahra'nın kalbi duracak gibi oldu. Aras nefesini tuttu. Azad gözlerini kapattı. Ve Karan son cümleyi okudu. Birisi bizi o gece göl evine bilerek getirdi. Bir sessizlik. Uzun. Boğucu. İmkânsız. Miran bir adım geri çekildi. "Hayır..." Karan mektuba yeniden baktı. Devamını okurken sesi kısıldı. Ve eğer hâlâ hayattaysam... Beni aramayın. Çünkü beni götüren kişi... İçinizden biri. Mektup Karan'ın elinden kayıp yere düştü. Kimse hareket etmedi. Kimse nefes almadı. Çünkü artık sır değişmişti. Soruları da. Artık soru: "Ela'ya ne oldu?" değildi. Artık soru: "Hangimiz yalan söylüyor?" idi. Tam o anda... Üst kattaki kapı yeniden çarptı. Ve bir kadın sesi duyuldu. Bu kez çok daha net. Çok daha yakın. "Gerçeği öğrenmeye hazır mısınız?" Sahra'nın gözleri büyüdü. Çünkü bu kez... Sesi yalnızca o duymamıştı. Herkes duymuştu. Ve ilk kez... Hiçbiri bunun bir hayal olduğuna inanmıyordu.