Beşinci Kişi
Yazar: Aybige

Bölüm 8 Odanın içindeki sessizlik boğucu bir ağırlığa dönüştü. Kimse konuşmuyordu. Çünkü yerde duran fotoğraf, yıllardır saklanan bir gerçeği gözler önüne seriyordu. Beş kişi. Sadece dört değil. Beş kişi. Sahra dizlerinin bağı çözülmüş gibi fotoğrafa baktı. Ela... Yüzü hâlâ aynıydı. Gülüşü hâlâ aynıydı. Sanki aradan yedi yıl geçmemişti. Sanki o gece hiç yaşanmamıştı. Adam yavaşça eğilip fotoğrafı yerden aldı. Gözleri doluydu. Ama sesindeki öfke hâlâ canlıydı. "Kız kardeşim yedi yıl önce ortadan kayboldu." Kimse başını kaldıramıyordu. "Polis bana onun kaçtığını söyledi." Bir adım daha attı. "Sonra öldüğünü söylediler." Bir adım daha. "Sonra hiçbir şey söylememeye başladılar." Yağmur şiddetini artırmıştı. Adamın sesi de aynı şekilde yükseldi. "Ama ben hiçbirine inanmadım." Gözlerini Sahra'ya çevirdi. "Çünkü o gece onun yanında siz vardınız." Sahra'nın boğazı düğümlendi. Miran öne çıktı. "Biz..." Sözü yarım kaldı. Çünkü ne diyeceğini bilmiyordu. Adam acı bir şekilde güldü. "Bakın işte." Başını salladı. "Hâlâ konuşamıyorsunuz." Azad gözlerini kapattı. Sanki yıllardır taşıdığı yük omuzlarına yeniden çökmüştü. Karan ise sessizce pencereden dışarı bakıyordu. Adam sonunda kendini tanıttı. "Benim adım..." Bir an durdu. "...Aras." Sahra bu ismi hatırlıyordu. Ela'nın ağabeyi. Üniversiteye başladıkları yıl bir kez tanışmışlardı. Ela sürekli ondan bahsederdi. "Ağabeyim beni herkesten çok korur." "Bana bir şey olursa ilk o gelir." Sahra'nın gözleri doldu. Ve ilk kez... Vicdanı yeniden canını yaktı. Aras bunu fark etmişti. Bir adım ona yaklaştı. "Bir şey biliyorsun." Sahra'nın dudakları titredi. "Ben..." "Ne oldu o gece?" Soru havada asılı kaldı. Kimse cevap veremedi. Çünkü cevap... Hiçbirinin hazır olmadığı bir şeydi. Tam o anda... Üst kattan yine bir ses geldi. Bu kez daha güçlü. Bir şey sürükleniyordu. Grrrr... Tahta zeminde ağır bir şey çekiliyormuş gibi. Herkes aynı anda yukarı baktı. Aras kaşlarını çattı. "Evde başka biri mi var?" Kimse cevap vermedi. Çünkü cevaplarını kendileri de bilmiyorlardı. Ve sonra... Bir kapı yavaşça açıldı. Gıcır... Ardından bir ses duyuldu. Bir kadın sesi. Çok net. Çok yakın. "Neden geri döndünüz?" Sahra'nın gözlerinden yaşlar süzüldü. Bu ses... Bu gerçekten... Ela'nın sesiydi. "Hayır..." Azad bir adım geri çekildi. Miran'ın yüzü bembeyaz kesildi. Karan ilk kez korkmuş görünüyordu. Bir yıldırım çaktı. Koridor yeniden aydınlandı. Ve bu kez... Herkes onu gördü. Üst katta, merdivenlerin başında bir kadın duruyordu. Uzun koyu saçları omuzlarına dökülüyordu. Beyaz bir elbise giymişti. Başını hafifçe yana eğmişti. Ve gözleri... Doğrudan onlara bakıyordu. Sahra'nın dudaklarından tek bir kelime döküldü: "...Ela." Kadın bir adım attı. Sonra bir adım daha. Ve ansızın... Bütün evin ışıkları yandı. Herkes gözlerini kırpıştırdı. Bir saniye. İki saniye. Yeniden merdivenlere baktıklarında... Orada kimse yoktu. Sadece boş koridor. Ve derin bir sessizlik. Aras'ın sesi titredi. "Siz de gördünüz, değil mi?" Kimse cevap veremedi. Çünkü hepsi aynı şeyi düşünüyordu. Bu mümkün değildi. Ela... Ölüydü. Ya da en azından... Öyle olduğuna inanmışlardı. Tam o sırada Karan konuştu. Sesi çok alçaktı. Neredeyse bir fısıltı. "Sanırım... artık her şeyi anlatmanın zamanı geldi." Ve cebinden eski, metal bir kutu çıkardı. Kutunun kapağında tek bir tarih yazıyordu: 17 Ekim. Yedi yıl önceki gece. Sahra'nın kalbi duracak gibi oldu. Çünkü o tarih... Hayatlarının yarım kaldığı gündü.