3. Münferit
Yazar: Niss

Münferit Tek, ayrı, kendi başına olan. Selen Doğan Bazı cümleler iyileştirmez sadece kanamayı öğretirdi. İnsan bazen konuşarak değil susarak hayatta kalmayı öğrenirdi. Söylenen her kelime biraz daha acıtırdı içini. Bu yüzden bazı gerçekler dudaklardan dökülmez, boğazda düğümlenirdi. Zamanla alışılırdı buna. Acının adını koymamaya, gözlerini kaçırarak yaşamaya, herkes iyiymiş gibi davranmaya alışılırdı. Çünkü bazı şeyler anlatıldığında hafiflemez sadece nasıl dayanılacağını öğretirdi. Ve insan en çok da bunu öğrendiğinde büyürdü. Araba dar bir sokağın başında yavaşladığında camdan dışarı baktı ve sokağın sessizliğini fark etti. Ne çocuk sesi vardı ne de açık bir pencere. Akşamüstü ışığı binaların yüzeyine solgun bir sarılık bırakmıştı. Camdan bakarken geçmişte kalan bazı yaz akşamlarını anımsadı. O zamanlar sokaklar daha canlı, daha sıcak gelirdi ona. Şimdi ise o eski canlılıktan eser kalmamış sanki bütün sokaklar rengini kaybetmişti. Sarp sinyal verip kaldırım kenarına yanaştı. Arabanın motoru sustuğunda içerde kısa bir sessizlik oluştu. Selen kapıyı açmadan önce birkaç saniye yerinde kaldı. Sadece önüne baktı. Motorun durduğu an içindeki tedirginlik ve beklenmedik bir huzursuzluk birbirine karışmıştı. Ailesinin ne yaptığının bilmemezliğinin ağırlığı taze bir yara gibi dururken sığındığı bu yeni limanın sessizliği ona bir kaçış sunuyordu. Evden bu kadar ani ayrılmanın ağırlığı omuzlarına çökmüştü. Burası yabancı değildi ama tam anlamıyla tanıdık da sayılmazdı onun için. Abisinin evi abisinin hayatına aitti ama Selen'in hayatına uzak bir yerdi. 'Ne zaman gelmiştim buraya son kez?' diye kendi kendine düşündü. Zihnini zorladı ama net bir tarih bulamadı. Sanki o günden bu yana araya asırlar girmiş, hayat ikisini de bambaşka yönlere savurmuş gibiydi. Arabadan indiğinde hava serindi. Siyah montunun yakasını biraz daha kapattı. Soğuğu seviyordu fakat sıcaktan yanacağını biliyordu bugün. İçini üşüten şey sadece Ankara ayazı değil belirsizliğin getirdiği histi. Ayaklarının altındaki kaldırım taşları düzensizdi. Uzun zamandır kimse fark etmemiş gibiydi. Her bir adım onu geride bıraktığı çatısı çatırdayan evden biraz daha uzaklaştırırken önündeki bilinmezliğe yaklaştırıyordu. Sarp bir adım önde ilerlerken arkasına döndü. "Hadi daha fazla oyalanmayalım dışarda." Selen kısa bir gülümsemeyle karşılık verdi ama kelimeler boğazına diziliyordu. Konuşmak zor geliyordu. Hiçbir şey olmamış gibi davranmak şu an yapabileceği tek şeydi. Başını kaldırarak 6 katlı binaya baktı. 'Abim kesin dördüncü katta yaşıyor,' diye düşündü. Çünkü uğurlu sayısı dörttü. Küçüklüklerinden beri ne zaman bir seçim yapsa, ne zaman bir sıra seçecek olsa hep dördü seçerdi Sarp. Gözlerini her detayı görmek istermişçesine gezdirdi binada. Dış cephesi sade ve renksizdi. İç karartıcı tonlar hâkimdi. Uzun zaman olmuştu buraya gelmeyeli. Ne dikkat çeken bir ayrıntısı vardı ne de özel bir tarafı. Selen bir an için binanın penceresinden yansıyan kendi yüzünü gördü ve hafifçe kaşlarını çattı. Yansımasındaki solgunluk ve gözlerindeki bakışı binanın kasvetli havasıyla garip bir şekilde bütünleşmişti. Kapının önündeki küçük merdivenlerde yılların izi belliydi. Kaç insan bu basamakları aşındırmıştı kim bilir, kaç farklı hayat bu kapıdan içeri girip çıkmıştı? Abisi anahtarı çıkarırken çevresine baktı. Karşı apartmanın camları çoktan ışık almıştı ama bu binada hâlâ günün solukluğu hâkimdi. Sokak lambalarının yeni yeni açıldığı bu saatte binanın gölgesi üzerlerine daha da koyu bir karanlık düşürüyordu. Sarp anahtarlığı parmaklarının arasında çevirirken metalik bir tıkırtı aralarındaki sessizliği böldü. İçeri girdiklerinde burunlarını hafif bir temizlik kokusu doldurdu. Bina sahibi -galiba ismi Ferda olmalıydı- binayı temizlemişti. Kendisinin temizlik takıntısı olduğunu biliyordu yalnızca. Sarp daha eve ilk taşındığında bu kadının apartmandaki her detaya nasıl karıştığını, çöp kutularının diziliminden paspasların yönüne kadar her şeye takık olduğu hakkında dalga geçmişti. Selen, "Burası d…