Bölüm 7
Yazar: Karanfil

Esma’nın çalışma masasına oturduk. O, sandalyesine kurulup kollarını yine defansif bir tavırla göğsünde birleştirdi; gözleri benden ve masadaki iPad’den olabildiğince uzaktaydı. Numaralı gözlüklerimi burnumun üzerine doğru itip tableti önümüze koydum. Önce çantadan kalemliğimi çıkarıp kenara bıraktım. "Ders notlarına geçmeden önce," dedim, sesimi en yumuşak ve içten tona ayarlayarak. "Biyoloji’den nefret ettiğini biliyorum Esma. Ama şu an karşında sana not kaygısıyla yaklaşan bir öğretmen yok. Adım İdil Mihre... Bana sadece Mihre de diyebilirsin. Tenimdeki bu izleri görüyorsun değil mi? Çocukken bunlardan çok utanırdım, saklamaya çalışırdım. Ama sonra Biyoloji öğrendim. Vücudumun bana ihanet etmediğini, sadece kendi benzersiz hikayesini yazdığını anladım. Biyoloji bana kendimi sevmeyi öğretti." Esma’nın kollarındaki o katı gerginlik hafifçe gevşedi. Bakışları ilk kez doğrudan yüzümdeki ve ellerimdeki beyaz izlere kaydı. Gözlerinde ilk defa buz gibi bir duvar değil, savunmasız bir merak belirdi. "Şimdi," dedim kalemi elime alarak. "Bugün seninle 10. sınıfın o korkulu rüyası olan Mitoz Bölünme ve Hücre Döngüsüne bakacağız. Ama ezber yok." Tabletin ekranına büyük bir daire çizdim. "Bak Esma, bir hücre durup dururken 'Haydi ben bölüneyim' demez. Hücre büyüdükçe, dışındaki zar ona dar gelmeye başlar. Bunu bir formülle açıklıyoruz çünkü matematik doğanın dilidir: Hücrenin hacmi yarıçapın küpü)oranında büyürken, yüzey alanı yarıçapın karesi oranında büyür. Yani Hacim/ Yüzey oranı bozulur." Esma ekrana biraz daha yaklaştı. Kalemi elime alıp formülün yanına küçük bir balon resmi çizdim. "Düşün ki bir balonu sürekli şişiriyorsun. İçi kapladığı hacim, dışındaki esnek zardan çok daha hızlı büyür. Zar çekirdeğe der ki: 'Artık yetişemiyorum, içeri madde alıp dışarı atık çıkaramıyorum!' İşte tam bu anda Çekirdek/Sitoplazma oranı da bozulur ve çekirdek bölünme emri verir." Esma gözlerini ekrandan ayırmadan hafifçe başını salladı. "Yani... Hücre sığamadığı için mi bölünüyor?" "Kesinlikle!" dedim heyecanla. "Hayatta da böyledir Esma. Bir yere sığamadığında, kabuğun sana dar geldiğinde büyürsün. Hücre de kendinden iki yeni yaşam çıkarır." Ekranı kaydırıp kromozom çizimlerine geçtim. "Bölünme başlamadan önce DNA kendini eşler. Biz buna İnterfaz deriz. Sonra Profaz, Metafaz, Anafaz ve Telofaz gelir. Bunu aklında tutmak için zorlanıyorsan şu şifreyi hatırla: İpMAT. Profazda kromozomlar belirginleşir, Metafazda hücrenin tam ortasına, yani ekvatoral düzleme dizilirler." Tam bu sırada odanın kapısı hafifçe aralandı. Elinde bir tepsiyle içeri giren Araz’dı. İki bardak taze demlenmiş çay ve tabağa konmuş kurabiyelerle içeri adım attı. Araz, gözlerini Esma’ya diktiğinde şaşkınlığını gizleyemedi. Çünkü Esma, masaya doğru iyice eğilmiş, elindeki kalemle iPad ekranına not alıyordu. Araz’ın gözleri bana kaydı; sert yüz hatlarında anlatılmaz bir minnet ve derin bir tebessüm belirdi. "Bölmeyeyim," dedi Araz, tepsiyi masanın kenarına bırakırken. Sesi fısıltı gibi ama çok içtendi. "Çay getirdim." "Teşekkür ederiz Araz Bey," dedim tebessümle. Araz kapıdan çıkmadan önce son bir kez bize baktı. O aşılmaz komutanın gözlerindeki buzlar, yeğeninin o derse odaklanmış halini görünce tamamen erimişti. Kapıyı yavaşça kapatırken, Esma bana döndü. "Mihre Hocam..." dedi, sesi ilk defa bu kadar yumuşak çıkıyordu. "Metafazdan sonra ne oluyordu?" Gülümsedim. O buzdan kalkan kırılmıştı. "Metafazdan sonra Anafaz gelir," dedim kalemi elime alıp ekrandaki kromozomları ikiye ayırarak. "Bak, ortada ipe dizilen o kardeş kromatitler var ya? Anafaz safhasında iğ iplikleri onları zıt kutuplara doğru çekmeye başlar. Yani kardeşler birbirinden ayrılır." Esma ekrana bakıp hafifçe iç çekti. "Neden ayrılıyorlar ki? Birlikte kalsalar olmuyor mu?" "Ayrılmak zorundalar Esma," dedim sesime o şefkatli tonu yükleyerek. "Çünkü her iki yeni hücrenin de eşit miktarda DNA’ya, yani aynı mirasa ihtiyacı var. Eğer ayrılmazlarsa, hücrelerden biri eksik kalır, diğeri fazla. Doğada her ayrılık bir eksiklik…