Bölüm 6
Yazar: Karanfil

Okuldan eve döndüğümde içimde tatlı bir telaş, tarif edemediğim bir heyecan vardı. Küçük dairemin kapısını kapatır kapatmaz kışlık kabanımı asıp hemen odama geçtim. Saat altıya geliyordu ve Defne Hanımların evine gitmek için çok az zamanım kalmıştı. Boy aynasının karşısına geçip kendime baktım. Yüzümün sağ tarafını, alnımı ve göz çevremi birer kelebek kanadı gibi süsleyen lekelerim, gün batımının odama süzülen kızıl ışıkları altında parıldıyordu. İri ela gözlerimdeki dalgın ifadeyi, dudaklarımdaki o naif pembeliği süzdüm. Küçükken saklamaya çalıştığım bu lekeler, artık benim kimliğimdi; tenimdeki en güzel izlerdi. Aynanın karşısından ayrılıp yatağımın üzerine özenle çıkardığım kıyafetlerime baktım. Hem bir öğretmen olarak şık hem de bir ev oturması için rahat ve çabasız görünmek istiyordum. Önce yüksek bel, dökümlü siyah kumaş pantolonumu giydim. Üzerine ise kare yakalı, kolları ispanyol kesim gibi genişleyen büzgülü beyaz bluzumu geçirdim. Beyaz bluzun duruluğu ile tenimdeki lekelerin ahengi tam hayal ettiğim gibi oturmuştu. Dışarıdaki soğuk kasaba havasını hesaba katarak üzerime kısa kesim siyah deri ceketimi aldım. Ayaklarıma ise hem yürüyüşümü rahatlatacak hem de kombine spor-şık bir hava katacak temiz beyaz sneakers’larımı geçirdim. Makyaj masamın başına geçip saçlarımı taradım. Doğal dalgalı kahverengi saçlarımı serbest bıraktım; perçemlerim yüzümün iki yanından hafifçe süzülüp lekelerimi tatlıca çerçeveledi. Yüzüme ekstra hiçbir kapatıcı ya da fondöten sürmedim. Sadece kirpiklerimi belirginleştirecek hafif bir maskara ve dudaklarıma nemlendirici bir parlatıcı sürdüm. Numaralı siyah çerçeveli gözlüklerimi de takınca hazır hissediyordum. Büyük siyah omuz çantamın içine Esma ile çalışmayı planladığım Biyoloji notlarımı, ders tabletini, kalemliğimi ve küçük ajandamı koydum. Masadan telefonumu alıp cebime attığımda kalbim bir kez daha hızla çarptı. Aynaya son bir kez baktım. Karşımda tenindeki izlerle barışık, kendine güvenen ve bir çocuğun hayatına dokunmak için sabırsızlanan bir İdil Mihre duruyordu. Çantamı omzuma asıp evden çıktım. Soğuk kasaba rüzgarı yüzüme vururken, adım adım Vural ailesinin kapısına, Araz'ın dünyasına doğru yürümeye başladım. Soğuk kasaba rüzgarı yüzümü yalayıp geçerken Defne Hanım’ın attığı adrese ulaştım. Şirin, iki katlı müstakil bir evin önündeydim. Bahçe kapısından içeri girip merdivenleri tırmandım ve zili çaldım. İçimdeki tatlı heyecan, kalbimin ritmini hafifçe hızlandırıyordu. Kapı çok geçmeden açıldı. Karşımda güler yüzlü, son derece zarif bir kadın vardı. "İdil Hanım! Hoş geldiniz, safalar getirdiniz," diyerek beni sıcacık bir sarılmayla karşıladı Defne Hanım. "Hoş bulduk Defne Hanım, çok teşekkür ederim," dedim tebessüm ederek. Deri ceketimi çıkarıp astıktan sonra salona geçtik. Salonun ortasında heybetli duruşuyla Aras Bey duruyordu. Kardeşi Araz’a inanılmaz benziyordu; sadece gözlerindeki ifade bir tık daha yumuşaktı ama o askeri duruş ve disiplin onda da tamamen hakimdi. "İdil Hocam, hoş geldiniz. Ben Esma'nın babası Aras," diyerek elimi sıktı Aras Bey. "Araz sizden o kadar övgüyle bahsetti ki, tanıştığımıza çok memnun olduk." "Ben de çok memnun oldum Aras Bey," dedim nazikçe. Tam o sırada köşedeki koltukta oturan Araz ile göz göze geldik. Üzerinde sivil kıyafetleri vardı ama o omuzlarındaki heybet hiç değişmemişti. Yavaşça ayağa kalkıp bana doğru bir adım attı. Gözleri, üzerimdeki büzgülü beyaz bluzda, siyah dökümlü pantolonumda ve yüzümdeki kelebek izlerinde samimi bir hayranlıkla gezindi. "İdil Hocam, kırmayıp geldiğiniz için tekrar sağ olun," dedi Araz, sesi yine o tok ve huzur veren tonundaydı. "Rica ederim," dedim tebessümle. Tam o esnada Esma odasından çıktı. Yüzünde yine o buz gibi, tepkisiz ifade vardı. Ne bir "hoş geldiniz" dedi ne de yüzümüze baktı; mesafeli adımlarla gelip tekli koltuğun ucuna ilişti. Aras Bey’in çene kaslarının kasıldığını, gözlerinin sertleştiğini fark ettim. Kızının bu soğuk ve nezaketsiz tavrı onu çileden çıkarmıştı. Yanında yabancı bir öğretmen olduğu…