BİR HÜCRENİN YAŞAM SAVAŞI
Yazar: Karanfil

Yüzbaşı Araz Vural’ın elimi sıkarken hissettirdiği o kontrollü güç, sınıftaki havayı tamamen değiştirmişti. Tam o sırada yanında duran ve göğsündeki isimlikte A.Kaya yazan kadın askerin gözlerindeki o keskin, sorgulayıcı bakışı fark ettim. Bakışları kısa bir an Araz Yüzbaşı ile benim aramızdaki o görünmez çekim hattına takıldı, ardından sert bir profesyonellikle bana döndü. "Teğmen Asena," dedi mesafeli bir saygıyla. "Memnun oldum," diye fısıldadım. Timin neşeli yüzü olduğu her halinden belli olan Mustafa Astsubay ise hemen söze girip ortamdaki o ağır askeri havayı dağıtmaya çalıştı. "Hocam valla sınıfa girer girmez tahtadaki çiziminize hayran kaldık. Bizim haritalar bile bu kadar detaylı değil!" Sınıftan hafif bir kıkırdama yükseldi. Araz Yüzbaşı hafifçe öksürerek Mustafa’yı ciddiyete davet eden o meşhur komutan bakışını attı. Mustafa hemen dikleşti. Tam Araz Yüzbaşı meslek tanıtımı için konuşmaya başlayacaktı ki, koridordan gelen sert, aceleci topuk sesleriyle kapı adeta ardına kadar itildi. İçeri giren kişi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden bu hafta ilçedeki okulları denetlemeye gelen Kıdemli Müfettiş Hikmet Bey’di. Yüzündeki asık ve gergin ifade, elindeki deri evrak çantasıyla içeri adeta bir fırtına gibi esti. "Nuri Bey!" dedi müdürümüze bakarak. "Lise son sınıfların ders saatinde ne bu kalabalık? Müfettiş olarak ders akışının aksamasına müsaade edemem!" Nuri Bey mahcup bir edayla, "Hikmet Bey, askerlerimiz kariyer günü için..." diyecek oldu ama müfettiş elini havaya kaldırıp onu susturdu. Bakışları önce bana, ardından sınıftaki heybetli Ateşkesen Timi’ne kaydı. "Kariyer günü mü?" dedi alaycı bir tonda. "Son sınıf öğrencilerinin sınavına şurada aylar kalmışken ders saati bölünemez. Ama madem buradasınız komutanım..." Müfettiş gözlerini Araz Yüzbaşı’ya dikti. "Hem silahlı kuvvetlerimizin gençlere ilham oluşunu izleyelim hem de İdil Hanım’ın ders hakimiyetini... Biyoloji dersi değil mi? Buyurun İdil Hanım, sanki biz hiç yokmuşuz gibi dersinize devam edin. Asker arkadaşlar da öğrencilere örnek olsun, sıraların en arkasına geçip dersi dinlesinler. Bakalım komutanlarımız Biyoloji’den ne kadar anlıyor, siz de dersi bölmeden nasıl anlatıyorsunuz görelim!" Sınıf buz kesti. Adam adeta bize meydan okuyordu. Araz Yüzbaşı’nın çene kaslarının kasıldığını, gözlerinin tehlikeli bir biçimde kısıldığını gördüm. Bir askere, hele ki bir kışla komutanına emreder gibi konuşulmasından hoşlanmadığı çok açıktı. "Müfettiş Bey," dedi Araz Yüzbaşı, sesi fırtına öncesi sessizlik gibiydi. "Biz buraya gençlere geleceğimizi, vatan savunmasını anlatmaya geldik." "Ben de geleceğimiz olan bu gençlerin müfettişiyim Yüzbaşım," dedi Hikmet Bey küstah bir özgüvenle. "Sistem böyle." Araz Yüzbaşı derin bir nefes aldı. Bakışları bana döndü. Gözlerinde beni zora sokmak istemeyen ama bu duruma da katlanmak zorunda kalan bir adamın ifadesi vardı. Tim tek bir kelime etmeden arkaya doğru ilerledi. Araz Yüzbaşı, o heybetli gövdesiyle en arka sıradaki boş bir sıraya oturdu; yanında Asena Teğmen, arkalarında Hakan Üsteğmen, Mustafa ve Caner... Müfettiş ise en ön sıraya, kollarını göğsünde birleştirerek adeta hata yapmamı bekleyen bir avcı gibi yerleşti. Derin bir nefes aldım. Ellerimdeki vitiligo lekelerini fark ettiğinde müfettişin gözlerinde beliren o hafif küçümseyici bakışı kaçırmamıştım. Ama ben İdil Mihre’ydim. Bu tahtanın önü benim kalemimdi. Tebeşiri masadan aldım. Sınıfa baktım, en arkada oturan ve keskin ela gözlerini bir an bile üzerimden ayırmayan Araz Yüzbaşı ile göz göze geldim. Ona güvende olduğunu hissettirmek istercesine hafifçe gülümsedim ve lafı askerlerden devralıp ders anlatmaya başladım. "Evet gençler," dedim sesimi sınıfın her köşesine ulaştıracak o kendinden emin tonla. "Az önce hücresel düzeyde yaşamdan bahsediyorduk. Şimdi konumuzu biraz daha derinleştirelim: Hücrenin Savunma Mekanizmaları ve Apoptoz." Tebeşir tahtada cızırdayarak ilerlemeye başladı. "Biliyorsunuz ki," dedim tahtaya bir hücre zarı çizerken. "İnsan vücudu tıpkı etrafı dağlarla çe…