Giriş
Yazar: E.T.

Biz dört kişiydik. Aynı kandan değildik. Aynı evde doğmamış, aynı sofrada büyümemiştik. Hepimizin bizden önce başlayan başka hayatları, başka aileleri ve başka isimleri vardı. Bazılarımız o hayatlarla bağını tamamen koparmıştı. Bazılarımızsa hâlâ ailesiyle görüşüyordu. Ben ikinci gruptaydım. Gerçi benim durumumda aileyle bağını koparmak, telefon numarası değiştirmek kadar kolay değildi. Vardar ailesinden doğmuştum. Vardarlardan öylece ayrılmazdınız. Ama bunların hiçbiri aramızdaki bağı değiştirmiyordu. Çünkü bizi aile yapan şey nereden geldiğimiz değildi. Birbirimizi seçmiş olmamızdı. Birimizin başı derde girdiğinde diğer üçümüz nedenini sormadan yanında belirirdi. Birimiz ortadan kaybolduğunda dünyanın öbür ucuna kadar peşinden giderdik. Birimizin canı yandığında bunu saklamasına izin vermezdik. Gerçi deneyen oluyordu. Özellikle Bade. Berbat bir yalancıydı. Bunu kendisine söylediğimde hâlâ inkâr ediyor ama bir insanın iyi yalan söyleyebilmesi için önce yüzüne hâkim olmayı öğrenmesi gerekir. Bade bunu henüz öğrenememişti. Biz birbirimizin yaralarını iyileştiremezdik belki. Ama o yaralar yeniden açıldığında kimin yanında duracağımızı çok iyi biliyorduk. Ben Asena Karahan. Dördümüzün lideriyim. Derin Karahan benim sağ kolum. Aynı zamanda bilgimiz. Daha doğrusu, bizim hiçbir şekilde bilmememiz gereken şeyleri öğrenme konusunda rahatsız edici derecede yetenekliydi. Kimin kiminle görüştüğünü, hangi paranın hangi hesaptan çıktığını, bir adamın üç gece önce saat kaçta hangi binaya girdiğini... Derin bilirdi. Nasıl bildiğini sormazdık. Bir keresinde sormuştum. Verdiği cevaptan sonra bir daha sormamaya karar verdim. İnsan bazı şeyleri bilmeden daha huzurlu yaşıyor. Bade Karahan kilitçimizdi. Gerçi ona bunu söylediğimde sinirleniyordu. Kilitlerle arasında açıklayamadığım tuhaf bir ilişki vardı. Önüne dünyanın en güvenli kapısını koysanız önce birkaç saniye inceler, ardından o küçümseyici bakışlarından birini atar ve siz daha ne yaptığını anlamadan kilidi açardı. Bade'nin açamadığı kapılar da vardı elbette. Onlarla Alin ilgilenirdi. Alin Karahan gücümüzdü. Onun görev tanımını uzatmaya gerek yok. Bir kapıyı açamıyorsak Alin kırardı. Bir adam konuşmuyorsa... Onu da genellikle Alin'e bırakırdık. İkisi için de kullandığı yöntem aşağı yukarı aynıydı. Sonra ben vardım. Lider. Bu unvan kulağa olduğundan daha etkileyici geliyor. Çünkü lider olmam, diğer üçünün beni dinlediği anlamına gelmiyordu. Keşke gelseydi. Derin benim sağ kolum olabilirdi ama bunun beni sorgulamadan dinlediği anlamına geldiğini düşünüyorsanız Derin'i tanımıyorsunuz demektir. Bade zaten emirleri öneri olarak algılıyordu. Alin ise bir planı dinlerken genellikle planın hangi kısmında birine vurabileceğini hesaplıyordu. Yine de işler ters gittiğinde karar veren bendim. Kimin içeri gireceğine. Kimin dışarıda kalacağına. Ne zaman devam edeceğimize. Ne zaman geri çekileceğimize. Ve her şey bittiğinde üçünün de benimle birlikte eve dönmesi gerekiyordu. Bu konuda pazarlık yapmıyordum. Bir yere dört kişi giriyorsak dört kişi çıkardık. İlk kuralımız buydu. Son kuralımız da. Biz Karahanlardık. Fakat hiçbirimiz Karahan olarak doğmamıştık. Hepimizin başka bir adı vardı. Başka bir soyadı. Başka bir geçmişi. Karahan bize kanla verilmemişti. Biz onu seçmiştik. Belki de bu yüzden benim için doğduğum soyadından çok daha fazla anlam taşıyordu. Çünkü ben dünyaya Asena Karahan olarak gelmedim. Benim gerçek adım... Alara Vardar. İki kelime. Yanlış insanların yanında söylendiğinde bir odanın havasını değiştirmeye yeten iki kelime. Bazı insanlar Vardar adını duyunca susardı. Bazıları ayağa kalkardı. Bazılarıysa çıkışa bakardı. Bunun benimle pek ilgisi yoktu. En azından henüz. Asıl sebep babamdı. Vardar soyadını taşıyan adamdan korkan insanların sayısı, onu sevenlerden çok daha fazlaydı. Babam bundan hiçbir zaman rahatsız olmadı. Onun dünyasında sevgi güzel bir şeydi belki. Ama korku daha kullanışlıydı. İnsanlar sevdikleri birine ihanet edebilirdi. Korktukları birine ihanet etmeden önceyse iki kere…