Gol 32: Mutluluk
Yazar: Sıla

Se-lam-lar! Nasılsınız? Biraz acele yazdım, yazım hataları olmuş olabilir kb dostlar veeeeee booool boool yorum alabilir miyim? Bu aralar formunuzda değilsiniz (suçlayıcı işaret parmağı) Her haberden anında haberdar olmak için Instagram: postmagazinnn ve yilassil İyi okumalar! *** Fiziksel mutluluk ruhsal mutluluk demek miydi? Ya da tam tersi? Ruhsal olarak iyi hissettiğimizde fiziksel olarak da rahatlıyor muyduk? Bu bilgiden uzun bir süredir uzak gibi hissediyordum kendimi. Çalışma hayatım hep yorucuydu, masa başında montajla uğraştığım kadar kameramı alıp etrafta koşturduğum da sıktı. Birden fazla işle uğraşıyordum ve bir süre önceye kadar stresimi katlayan bir futbolcuyla uğraşıyordum. İşimi daha da zorlaştırırdı. Şimdi o futbolcunun göğsünde uyuyordum. Ruhsal bir rahatlama her yanımı sarsa da bacağımdaki küçük sızlanma ve tüm bedenimdeki yorgunluk ruhuma zıttı. Yine de sanki bir uyuşukluk o ağrıların üstünü örtüyormuş gibi hissediyordum. O uyuşukluğun sebebi hissettiğim mutluluk olabilirdi, her şey hallolmamıştı ama yanımda Dağhan vardı, elimi tutuyordu ve bana her şey hallolmuş gibi hissettiriyordu. Elimi değil, belimi tutuyor da olabilirdi, emin değildim. Gözlerimi ilk açtığımda birbirine dolanmış ayaklarımızı hissettim. Sargılı ayağım en üstümüzde duruyor, hiçbir acı duymuyordum. Ellerim ne ara bilmiyordum ama tişörtünün içine girmişti, bir elim göğsünde, bir elim karnındaydı. Başta algılayamadım neyi tuttuğumu, karnındaki elini habersizce oynattığımda elime gelen o tırtıklı yapı kaslarına aitti. Dağhan'ın o ana kadar uyuduğunu ama bu sorgulayan hareketlerimle uyandığını belimde kıpırdanan eliyle anladım. "Hım," diye boğuk bir mırıltı çıkardı başta. Başı kafamın üzerinde olduğu için yüzünü göremiyordum. Gerçi ben de gözlerimi tam açmış sayılmazdım. Hani stres topu misali bir şey bulurdunuz ve bir türlü bırakamazdınız ya... Bana şu an o oluyordu sanırım. Elim yine o tırtıklı yapının üstünde gezindiğinde hafifçe bir ses bile çıktı. Bu ses gözlerimi açmama sebep oldu. Uykulu bakışlarım aşağıya, yukarı sıyrılan tişörtünün açıkta bıraktığı kaslarına döndü. Bu şeyler böyle sürtünce ses mi çıkarıyordu? Saz çalabilirler miydi? Yine üstünde gezinecektim ki, "Gökçe," dedi uyaran, uykulu bir ses. "Bir dur la." "Ses çıkıyor." "E dokunma o zaman." Uykusundan uyanan huysuz sesiyle beni kendine daha çok çekti, başını hareketlendirip rahat bir pozisyon buldu ve düzenli nefesleriyle tekrar uykuya dalacağını anladım. Uyusun istedim, mışıl mışıl uyku çeksin, elim karnından beline, oradan da sırtına doğru ilerledi. Tişörtü yukarı sıyrılsa da umursamadım, üzerimizde hala çarşaf vardı. Kafam göğsüne tamamen gömülürken uykuya dalmam çok uzun sürmezdi, dünden beri uyumuyormuşum gibi zaten çok geçmeden gözlerim kapanmaya başladı. Tam rüya alemine tekrar dalacaktım ki, "Hay anasını satayım ya," dedi bir homurtu sesi. Rüyama ait sandım ama başımın üzerinde konuşan yanaklara aitti. "Ya Gökçe..." "Ne?" dedim iki dakika önce uyanmamış gibi uykulu bir sesle. İlaçlardan kaynaklı mı bilmem çok çabuk mallaşıyordum. Başta bir şey demedi. Sıkıntılı birkaç nefes duydum, tekrar uykuya dalacaktım ki, "Yok bir şey," dedi yumuşak bir sesle. Saçlarıma bir öpücük kondu. "Uyu bir tanem." "Ne oldu?" dememe engel olamadım. Uykumda tekme mi atmıştım acaba? Normalde yapardım ama şu an ayağımı zor oynatıyordum. Sağlam ayağım da Dağhan'ın ayaklarının altındaydı zaten. "Uyu uyu." Benim tarafımdaki komodine uzandığında burnum göğsünde ezildi, homurdanırken hem sol elimin altındaki göğsünü, hem de sağ elimdeki sırtını cimcikledim. Dağhan dişleri arasından tiz bir ses çıkarırken ben de boğuk bir sesle homurdandım. Sanırım telefonuna ulaşıyordu, onu alıp eski pozisyonuna geri döndü. Ceza niyetine belimdeki elini kıstırdı, ben homurdanınca da kalçama pat pat vurdu. "Ya!" derken ondan daha huysuzdum. Uykumdan tamamen sıyrılmak istemiyordum. "Ya," diye taklit etti beni cılız bir sesle. Eli hala kalçamda bebek pışpışlar gibi hafif hafif vurmaya devam ediyordu, sanırım diğer el…