Gol 3: Domuz
Yazar: Sıla

Selamlar, tiktokta garip bir etkileşim yakaladık. Sevinmedim değil. Oy verelim mi? İyi okumalar :) ⚽️ "Ben bu hayatta iki şeye önem veririm Kaan." "Neye abi?" "Nelere diyeceksin." "Nelere abi?" Elimdeki nemlendiriciyi dudaklarıma yedirirken göz ucuyla Cihangir abiye baktım. Derin bir nefes alırken gözlerini tavanda gezdirdi çok uhrevi bir şey düşünüyormuş gibi. Gibi... "İşime ve kadınıma." Kadınının bundan haberi var mıydı? "Tabii abi," dedi Kaan zoraki bir gülümsemeyle. Önüne döndü işiyle ilgilenmek için ama Cihangir abi dönen sandalyesini bırakmadı. "Sor bir niye diye." "Niye abi?" "Kadınımı da işimden seçerim, yani iş her şeyden önce gelir." "Tabii abi." "Selma şef bekar," diye döndüm onlara nemlendiriciyi çantama atarken. "Konuşayım mı abi?" Kaan bana Cihangir abinin görmeyeceği bir açıdan göz devirdiğinde sırıttım. "Sen önce kendine bul Gökçe," dedi çatık kaşlarla. "Kaç yaşına geldin." "Ben daha yirmi beşim?" Ne sevgilisi? "Olsun kızım, ne ara bulacaksın da ne ara evleneceksin de ne ara yerleşeceksin de ne ara çocuk-" "Abi daha on senem var ya!" Anneme okuduğum mavalı ona da okudum. "Ayrıca adam yok adam. Söz meclisten dışarı." diye üzerlerinde gezdirdim bakışlarımı. Kaan'dan, bayıl istersen Feriha diyebileceğim bir tepki geldi. "Yuh on sene mi?!" "Tabii?" Ağzımı tutmamak ve ben sizin gibi kartlaşacak mıyım sanki demek istedim ama Merve ruhumu henüz o kadar fethetmemişti. "Sevgiliyi bul, yaş otuz, tanış et evlenmeye karar ver, otuz üç, iki sene evli kal otuz beş ve kapanış, çocuk." "Yok kırk beş!" Bu sefer de Cihangir abi Feriha oldu. Gözlerini belertti, annem iki. "Naptın kızım? Tüm gençlik gitti." Kelleşen ben değilim abi. "Gençliğimi adama mı harcayacağım?" dedim, annem sanırım şu an burada böyle konuştuğumu görse üzerime bir şey fırlatırdı. "Gezerim, tozarım, çalışırım." Kaan, "Garibim, çalışmadan yaşayamayacağını biliyor," diye güldüğünde Cihangir abi sertçe onun omuzlarını sıktı, Kaan inledi. "Çalışmak kötü mü Kaancığım?" dedi yeni nesil bir anne gibi. Ama hayır Uzay Mürdüm Can, öyle demiyoruz değil mi anneciğim? "Bu hayatta her şeyi çalışarak başarırsınız." "Zaten bizim iş zor değil," Cihangir abinin okuduğu mavalı koca bir yalakalıkla tekrarladı, hain. "Adamlar duruyor zaten, biz sadece çıt çıt." "Ben gideyim..." Onlara yandan yandan yargılayıcı bakışlar gönderirken Cihangir abiye tebessüm ettim kamerayı göstererek, ayaklandım. "Adamlar duruyor ya, çıt çıt." "Hadi bakalım ayaklı kamera!" Sosyal medyacının lakabı... Çekilmiyor abi, zorlama. "Görelim seni! Bugün tabu mudur nedir, oynat da adamların iç yüzünü gösterelim. Sonuçta bir takıma ruhsuz deniliyorsa-" "Sosyal medyacısında iş yoktur," diye tamamladık onu, Cihangir abinin lapu lapularıydık. Kameramı alıp çıktığımda beş dakika içerisinde kahve içen ekibin yanına vardım. Sanırım son bir antrenmanları kalmıştı, dinleniyorlardı. Kimisi çay kahve sefası yaparken köşede kimisi masa tenisi oynuyordu. "Çekim vakti," diye seslendim ortaya kamerayı silirken. Büyük koltuk takımının olduğu yere kameranın ayağını yerleştirip kamerayı sabitledim. "Işık çok iyi geliyor, buraya oturalım mı?" "Gökçe'nin ricası emirdir," Mert abi yanıma gelirken sırtıma vurdu pat pat, tatlı adamdı. Ona gülümseyip, "Estağfurullah abi," diye konuştum ama diğerlerine tabii emirdi, o yüzden bakışlarımı dikip gelmelerini sağladım. Dağhan itini de gördüğümde bakışlarımı çektim. Belki bakışlarımı çekmem anti bir his yaratır ve gelmezdi? Neden olmasın... "Sen yat abi," denildi masörler tarafından bir iki kişiye. Onlar dışarıda kalırken yirmi kişiden üç kişiye yanımda getirdiğim mikrofonları verdim. Alan büyüktü ama sadece bu tarafa sığmak için kalabalıktık, ben kameranın başında olduğum için kalkmadım ve bir sürü sandalye çekildi. Telefonunda olan da uyuklayan da geldi. Yanıma da Dağhan oturdu. Çeneni kapalı tut Gökçe. "Abi iki takım ama birinizin başında durması lazım," dedim, Mert abi ve Ersin'e mikrofonu uzattığımda hızla taktılar. "Kapa gözlerini," dedi Mert abi. "Abi yapma ya!" "Oğlum gün gelir d…