Gol 28: Ağam Adanalı
Yazar: Sıla

Se-lam-lar! Nasılsınız? Bol oy ve yorum atacakmışsınız diye duydum perilerden. Instagram : yilassil Instagram : Postmagazinnn İyi okumalar! ⚽️ Bazen en iyi rüyalar en kötü anlarda görülürdü. Ben iyi bir rüya mü görmüştüm bilmiyordum ama kötü bir anımda olduğum kesindi. Rüya gördüğüm de söylenemezdi, kafamda vızır vızır bir şeyler dönüyordu dönmesine ama bu şeyler hayali kuş muydu, koyun muydu ya da ölüm melekleri miydi emin değildim. Sanırım insanlardı, çünkü o şeylerin dilini anlayabiliyordum. "Ne oluyor ulan ne oluyor?" "Asıl sana ne oluyor ulan?" "Bu kim?" "Bu kim ne demek aptal! Bu kim dediğin için geldik ya!" "Dağhan abi!" "Göktuğ!" "Göktuğ!" "Göktu-" "Tamam evet benim ben! Lan! Abla!" "Lan abla tabii." Sonra kendi duraksadı. "Lan Gökçe." "Gökçe ablaya lan diyor, harbiden kim bu?" "Gökçe!" O panik dolu ses kulaklarımı çınlattı sanacaktım. Bilincim birkaç saniyeliğine gitmişti, bunu anlamam uzun sürmedi çünkü karmaşa tıpkı bıraktığım gibiydi. "Gökçe!" Üzerimde hissettiğim varlığın kendini geri çektiğini ve yüzümü tuttuğunu fark ettiğimde kendime tam olarak geldiğim andı. "Gökçe!" Dağhan'ın beni sarsan ellerinden sonra gözleriyle buluştum, mavi gözleri kocaman açılmış, endişeyle neredeyse üstüme kapanmıştı. "İyi misin?" "Abla!" Göktuğ'un şıpıdık terlikleriyle adımlarını duyduğumda onu da başımda görmem uzun sürmedi. Ondan sonra bir sürü kafa eğilip bana baktığında etrafımda bir çember oluşmuştu. Algılarım sanki dakikalardır kapalı gibi bir süre onları izledim ama Dağhan tekrar yüzümü sarstı. "Bana bak bana," derken telaşla sırtlayıp götürecek gibi bir hali vardı. "Kaç tane var benden?" Mırıldandım. "Bir." "Acıyor mu kafan? Son anda tuttum yere değmeden ama..." "Göktuğ bir şey yapsana!" diye çıkıştı başımızdaki bedenlerden biri, o kıvırcık saçlara sahip aplak suratı başta çıkaramasam da sonradan oturdu yerine. "Tıp okumuyor musun oğlum sen?" "Ya ben daha birinci sınıfı bitirdim Ülkü abla!" "Bir senedir ne fışkı yiyorsun?" "Patella, humerus, clavikula falan! Ne bileyim!" "Clavikula biliyorum!" diye araya girdi Hande heyecanla, ellerini çırptı. "Ameliyat olmak istemiştim oradan. Öyle bakma Turan abi, köprücük kemiğim belirgin değildi o zamanlar." "O zamanlar dediğin ne ya? Daha dün reşit olmadın mı sen?" Hande tekrar ağzını açamadan Dağhan araya girdi. "Pardon, bölüyorum," dedi tonunu ayarlamaya çalışırken, eli kafamın altına geçtiğinde ve beni doğrulttuğunda elim düşünmeden göğsüne gitti, kafamı da zaten elimin hemen yanına yasladı. "Fakat Gökçe'ye içeri alsak, bir yatırsak." Sonra bakışları kopan bir askılıma gitti, içime sütyen giymemiştim ama diğeri sağlam durduğundan bu taraftaki kumaş sadece sarkmıştı, Dağhan adeta panik oldu sanki sağ göğsüm açılmış gibi, eli benden önce oraya gittiğinde ben onun kadar panik değildim ama o ucu açılmadan tuttuğunda benimle bir münakaşaya girdi. Bir ben düzeltmeye çalıştım, bir o. Diğer eli de kopan diğer ipe gittiğinde bu sefer elimi çektim, iki ucu birleştirerek küçük bir düğüm attı. "Yatıralım seni, hadi." "Ben iyiyim," dememe kalmadı, bir anda kucakladı. Beklemediğimden ötürü korkuyla tutundum omuzlarına ama yeterince sağlam tutuyordu. "Göktuğ kapıyı aç abiciğim." "Tamam abiciğim." Göktuğ küçük bir çocuk gibi bahçeye açılan kapıya gitti, hemen solumuzdaydı zaten. "Dağhan," diye utançla mırıldanırken ben, "Vov," diyerek İngilizce aksanıyla elini kalbine yasladı Hande. "Oh my Allah yani, kızı çat diye kaldırdı." "Ülkü yalan söylemiyormuş tebrik ederim." Turan, Ülkü, Sezer ve Tuğra ağızları sonuna kadar açık Dağhan'a bakıyorken kucağında durduğum adamın meraklı bakışları bana döndü. Şu an öyle aptal bir durumdaydık ki bir süre hem bu ağızları açık kalan dörtlüye, artı tek şaşkınlığı adamın beni kaldırması olan Hande'ye, hem de Dağhan'a bakıp durdum. "Kuzenlerim," dedim ilk açıklarcasına. "Dağhan indirir misin ayrıca beni? İyiyim ben." "Kafanı-" "Kafamı falan çarpmadım," derken ayaklarımı sertçe salladım bu sefer, neredeyse kendimi atacaktım kollarından ama sertliğimi fark etmiş gibi ken…