Gol 27: İki Çiçek, Bir Çikolata
Yazar: Sıla

Se-lam-lar! Nasılsınız? Instagram : Postmagazinnn Instagram : yilassil Whatsap kanalımız Post Magazin'in öne çıkaranlarında, bulamayanlar için <3 İyi okumalar! ⚽️ Tarifi olmayan acılar tarifi olmayan yollarla atılırdı. Şimdi bulunduğum durumun gerçi bir tarifi vardı. Aklını yitirmek ya da aklını yitirmeye çalışmak. Bunu başarmaya çalışıyordum. Beynimi kapatmaya çalışmak... Mümkün müydü? Olmalıydı. Kapatamıyordum ama kapatacak kadar yıpratmaya çalışıyordum kendimi. Çünkü ilk kez bir hisse yenik düşen benken gerçekten düşen bedenim olsun istiyordum. Hislerimi kaldıramıyorsam bedenimi kaldırmak zorunda olacağım bir duruma sokmam gerekirdi. Beynim asla normal çalışıyordu. Hatta hiçbir şeyim normal değildi. Yirmi beş yaşında bir kadın nasıl sevgisinin sebebini bilmez? Nasıl sevgiyi görmez? Nasıl bu kadar geç kalabilir? Bir çocuk gibi... On beş yaşında genç bir kız gibi... Yeni yetmeden farkım yoktu. Bu karmaşayı böyle anlamsız bulmam, bir türlü anlayamamam... Ve elimden alınınca bir çocuk gibi ağlamam. Gözlerimin yeniden dolduğunu Merve parmağını gözümün önünde şıklatınca fark ettim. İrkilirken geriye kaçmaya çalıştım ama adamın biriyle sırtlarımız çarpıştı, adam özür dilese de yüzüne bile bakmadım, ne düşünürse düşünsündü, o kadar umurumda değildi ki. "Gökçe!" diye shot bardağı gözümün önüne tutuldu dostum tarafından. "Dinlemiyor musun beni? Oturalım mı diyorum?" Elindeki bardağı almaya çalıştım ama bırakmadı. "İyiyim böyle," derken elim sertleşti, çekip aldım. "Bir tanem buraya kadar yürümüşsün, yorulmadın mı?" dedi Gül elimi tutmaya çalışırken, elimdeki bardağı almaya çalıştı ama bırakmadım, kafama diktiğimde normalde boğazımı yakması gereken sıvı bir hissiyat bırakmadı bende. Kaçıncı bardağımdı bilmiyordum ama bu his gitmeye başladıysa sınırıma yaklaşıyor olmalıydım. "Evet, şuradaki çocuklar tatlı, bakışıyorduk, bence bize yerlerini verirler." Merve'nin baktığı locadaki çocuklardan biri küçük bir el salladı, Merve el sallayacak gibi olsa da dönüp bana baktı, sanırım tepkime göre izin verecekti ama, "Merve ne yaparsan yap, ben burada duracağım," diye konuştum. Yanımdan ayrılmayacaktı sanırım çünkü çocuğu anında boşverip bana döndü. "İki saat yürüyerek geldiğine inanamıyorum, babaannem gibi ayaklarına masaj yapmak istiyorum şu an. Hayır bir de işteydin tüm gün." "İyiyim ben." "Aynaya baktıktan sonra konuş," dediğinde ters bir bakış gönderdim. Tatlı tatlı gülümseyip beni kolunun altına aldı. "Çok güzelsin diye diyorum. Maskaran hiç akmamış, yemin ederim. Rujun da taşmamış, göz kalemin desen... yerli yerinde. Ciddiyim." "Yalancı." Makyajım aktı diye ağlayasım geldi, gözlerim kurumamış mıydı? Yarım saat orada oturup ağlamamış mıydım? Kısmen. Sonra ayaklanıp bu mekana kadar yürümüş, kızlara da haber verme hatasında bulunmuştum. Yalnız başıma acı çekmem gerekirdi, hatta o kaldırımdan ötesine gitmemeliydim. Yine de ayaklandığım ilk an sadece beş dakika geride kalan stadyuma yürümüş, kalabalığa yakalanmadan eşyalarımı alıp geri çıkmıştım. Beni adam akıllı gören bir güvenlikti. Telefonum kaç kere titremişti bilmiyordum ama ekranıma isimler düşüp durduğu için kapamıştım. Mekanın tüm gürültüsüne rağmen masamıza bir sessizlik çökmüştü, Gül yalnızca iki yudum aldığı kokteyl bardağını derin derin izliyor, Merve kuduruklu gibi yanımda kıpır kıpır oraya buraya bakınıyordu. Sık sık ikisinin gözlerini üzerimde hissediyordum fakat önümde sürekli yenilenen bardakla bakışıp bir kasedi oynatmamak için zor duruyordum. Kasedi zihnimde elime alıyor, bakınıp oynatıyordum. Gökçe diyordu, öyle bir yankılıydı ki en ufak nefes sesi kulaklarımı çınlatıyordu. Sana bir şey diyeyim mi? Bizden ne ilk ne de son olur. Sonra başka bir kaset tekrara alıyordu kendini. Henüz dün yaşanmamış gibi kaçıncı tekrara alınışıydı bilmiyordum. Gökçe diyordu bu sefer, ilk mi son mu bilmiyorum ama olsun istiyorum, anlıyor musun? Anladığımı sanmıştım. Çünkü ben de istemiştim. Hem de her şeyden çok. İlkti, son olacaktı belki de. Dağhan ilk miydi? Ben bunca zaman hiç sevmemiş, sevil…