Gol 20: Sen, Adamım
Yazar: Sıla

Se-lam-larr! Nasılsınız? Neredeyse 11K kelime ve ben geldik efenim, sindire sindire okuyun. Instagram: yilassil Postmagazinnn Twitter: yilasil İyi okumalar! ⚽️ Aynadaki bakışlarım üzerimdeki kıyafette gezerken ellerimde tuttuğum mürdüm kalemle çaresiz hissettiren bir ikilemdeydim. Sağ ve sol omuz meleklerim saç baş birbirine girmişti. Biri bana hem suçlusun hem güçlü diye çığırırken, bir diğeri olsun olsun, sür gitsin, hatta ruju da biraz abart diye gaz veriyordu. Hangisi hangisinden geliyor anlamayacağım kadar karışmıştı durum. Aynada kendime yakınlaşırken göz diplerime mürdüm kalemle sönük bir geçiş yaptım. Hazırda tuttuğum kahverengi kalemi de parmağıma yedirip onunla karıştırarak dağıttım renkleri. Gözlerimin rengi iyice ortaya çıktığında meleklerden biri sanırım galibiyet şiiri okuyordu. Bir o yandan bir bu yandan baktım kendime, acaba olmuş muydum? Altımda beyaz, kısalığı beni bir ara düşündürten fakat içi şortlu olduğu için rahatlatan bir kot etek vardı, üzerime de belimi saran dar, mavi bir gömlek giyip etelerini eteğin içine sokmuştum. Aslında güzel bir kombindi ama... "Ablaaa!" diye bağırdı salondan bir ses. "Dağhan abinin arabasını gördüm." Bir şey demeden son kez ruju elime alıp biraz daha yedirdim dudaklarıma, saçlarımı hafifçe dalgalandırmıştım. Kendime özen gösterdiğimde normalde özgüvenim yükselir, çok rahat gezerdim dışarıda ama şimdi midem kasılıyordu, nedenini de anlayamıyordum. Sık sık duraksıyordum gün içinde. Mini omuz çantamı ve kamera çantasını da alıp çıktım odadan. Göktuğ ona verdiğim kremle saçlarını şekillendiriyorken aynada kendi kendine bir şarkı mırıldanıyordu. Benim aksime onun özgüveni hep düşüktü ama konu Dağhan olunca heyecanına engel olamıyordu. Gözüme yine lisedeki o saf halleri gelince içimi anlamsız bir sevgi kapladı, bir anda yanına gidip önce götüne götüne, sonra traş losyonu sürdüğü yanaklarına vurdum. "Abla!" dedi hışımla geri çekilirken. Ben nasıl mıncıklıyorsam onu geri çekilmek için çırpındı adeta. "Ya saçımı bozacaksın!" "Ya senin sakalın mı var ki losyon alıp sürdün götü boklu," derken yine geri çekilmeye çalıştı ama kafasını ayakkabılığa vurdu, durup birbirimize baktığımızda, "Ya sabır," dedi aynı Dağhan gibi. Güldüm istemsizce. "Delirdin sen iyice he." "Öf aman be," derken kapıya ilerledim. Düz taban beyaz ayakkabılarımı giydiğimde o da bana tip tip bakarak ayakkabısını giymeye koyuldu. "Sana hayırdır? Bir sevgi duydun bana, şüpheli." "Sevmeyeyim mi it?" "Sevmeyi de bilmiyorsun ki," dedi nankör. "Döverek adam mı sevilir? Sen Dağhan abiyi de mi böyle seviyorsun?" "Dağhan abini döverek sevmiyorum, sadece dövüyorum," dedim gıcık gıcık. Göktuğ sevgili mevzusunu elbette biliyordu, zaten tüm ülkeye duyurmaktı amaç ama hiç sormuyordu garip bir şekilde. Sahte olduğunun da farkındaydı. "Kız o etek ne?" dediğinde ikimiz de kapıdan çıkıyorduk. Elindeki kıyafet dolu spor çantasını omzuna asarken bakışları şokla bacaklarımdaydı. Kapıyı kilitledim ve asansöre yürüdüm onu duymazdan gelerek. "Oha abla! Hazır tüm ülke seni biliyorken bacaklarını da mı araştırsınlar istedin?" "Üf ne saçma salak konuşuyorsun?" "Oğlum o ne lan?" "İçine Dağhan mı kaçtı?" "Keşke." "Ne..." "Abla," dedi ben asansörün aynısından kendime bakarken, tuşa bastığını gördüm. Acaba olmuş muydum ya? "Çok kısa değil mi o?" "Sana ne Göktuğ, sen niye benim başıma taşra babası kesiliyorsun ya sürekli? Gören de lisede feminist yürüyüşlerine katılmadın sanacak." "Gavat mı olayım sırf feminist yürüyüşüne katıldım diye?" dedi şokla. Bir süre gavat lafı duymak istemiyordum. "Babam kesildin başıma," dedim homurdanarak ama o hızla, "Babam senin giydiğine ne zaman karıştı sanki? Aha bak şimdi gidiyorum yanına, ben ona azıcık kısıtlamak ne ona öğretirim." Evet, Göktuğ babamın çekil emriyle Çanakkale'ye dönüyordu. Daha doğrusu günlerdir ulaşmaya çalıştığım babam benim aramalarımı açmayıp ben yanındayken Göktuğ'u aramış ve bağırarak, onun tarafında mısın benim tarafımda mı diye telefon titretmişti. "Ben seni bir kısıtlarım cümcük gibi kalır…