Gol 15: Lens
Yazar: Sıla

Merhabalar! Sınav haftama girdim, bu bölüm benim gibi vizelerle boğuşan tüm arkadaşlara, başarılar dilerim. Bu arada Whatsap kanalı açmak için bir talep geldi sizden bahsettiğim gibi şu an biraz erken gibi kızlar. Onun yerine sizi Instagram hesabına alalım. Instagram: yilassil Oy vermeyi ve satır arası yorum yapmayı unutmayın! İyi okumalar dilerim! ⚽️ İlhan abiyle her sabah yaşadığımız selamlaşma işe geri dönüşümle samimiyette bir alçaltma yaşanıyor gibi gözükmüşse de, son üç gündür git gel biraz olsun eski samimiyeti yakalamaya başlamıştık. Belki de son üç gündür kendisine sabahı güzelleşsin diye aldığım çikolatalı açma, bunda büyük bir etkiye sahipti. Azıcık yuvarlak olan göbeğiyle o çikolatayı açmayı görüp güldüğü ve o göbeğini salladığı sıktı, bu süreçte ben de gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıyor ve iş arkadaşlarımla aramın aslında oldukça iyi olduğuna kendimi inandırıyordum. Bence İlhan abi de iş arkadaşım sayılırdı. Ben sosyal medyayı koruyordum, o tesisi. Daha ne olsundu? Gerçi... Sosyal medyayı koruma konusunda son olayları göz önüne aldığımızda biraz çuvallamıştım. Olsun, toparlanılmayacak bir şey yoktu. Buna en çokta şu an, "Benim kız senin tarafında," diyen İlhan abiyle emin oldum. Eline bulaşan çikolatayı da hiç çekinmeden cumburlop yalarken kaçırma ihtimaline karşın elimdeki diğer açmaların olduğu torbayı sıkıca tuttum. "Valla bak, baba diyor bu kızda emek var. Emek olan yerde gül biter. Öyle diyor valla." "Emek olan yerde hakaret davası bitiyor," dedim yüzüm buruşurken. Ya Dağhan bana açar, ya da ben Dağhan'a. "Senin kız da hukuk okuyor, bir güvenemedim..." "Nesini gördün benim kızanın?" "Hukukçular yalancı olur," dedim direkt, adam bana bakakalınca ben de bir durdum. Çenemin bir gün yayları kopacaktı, o gün de Dağhan'la olduğundan daha beter bir şey diyecektim. Hızla gülerken boştaki elimde koluna vurdum. "Şaka şaka, senin kız hakla hukukla dürüst bir yolda." "Ne sandın?" derken yine hemen gaza geldi. "Okutmak için neler çektim, bir zahmet dürüst yolda olsun," Yüzünde sıcak bir gülümseme oluşurken göz kırptı. "Senin baban da seninle ne gurur duyuyordur! Maşallah. Hem edepli, hem okumuş, işini edinmiş..." Galiba aldığım açmalar işe yarıyordu ve İlhan abi de beni seviyordu çünkü bu çeneyle kimse bana edepli demezdi, okul okumamıştım ve işimden de kısa zaman önceye kadar kovulmuştum. Babam da sürekli bugün kimseye bulaşma diye mesaj çekiyordu bana, gören de vukuatlıyım zannedecekti! Azıcık öylesin, sus Gökçe. "Tabii tabii-" derken yalandan birkaç övgü sallayacak, babamın bana mesajlarını övgülü gibi gösterecektim ama demir kapının dışından gelen kornayla ikimiz de sıçradık. Sanki aynı yaştaymışız gibi ikimiz de elimizi kalbimize yaslarken, "Oğlum açsana kapıyı!" diye bir azar söylendi İlhan abi kulübede duran yaşça genç oğlana. Çocuk panikle bakışlarını telefondan çekerken kapıyı açması uzun sürmedi. İçeri giren arabayla ikimiz de kenara yaklaştık, nedense personel olduğunu düşündüğüm için pek içeri bakmayacaktım ama bir çift mavi gözle bakışmamız çok kısa sürdüğünden ötürü birkaç saniyeliğine kilitlendim. "Dağhan'ım! Nasılsın?" dedi İlhan abi her zamanki şen şakrak moduyla. O arabaya yaklaşırken Dağhan'ın bakışları bendeydi, bu anlamsız bakışma uzun sürmesin diye bir adım sağa adım attım ve İlhan abinin bedeninin beni kapamasına izin verdim. "Erkencisin. Çok sevindim seni gördüğüme." "Saol abi, sen? İyisin inşallah, görüşemedik bir türlü." "Sorma yahu! Ben de buralardayım işte, on senelik meslek, ne yapacaksın?" "Silahsız şövalyesin be abi," dedi alaylı bir sesle, gözlerimi devirdim. "Var mı bir isteğin?" "Canının sağlığı." "Senin de, senin de..." Güvenlik kulübesindeki çocuğun sosyal medyada izlediği videonun sesine odaklanmaya çalıştım ama pek kısıktı, elimdeki torbanın da ağzını kapattım, soğumasındı. Daha Kaan'a verecektim. Zaten bana da kalmamıştı adam akıllı, bölüşürdük. Yanına da birer kahve... "Gökçe?" İsmimin anılmasıyla bakışlarım önümde dikilen, daha doğrusu bir dikilen bir oturana kaydığınd…