6.Bölüm: Bataklık Çukuru
Yazar: Merve Korkmaz

Salih, iki parmağının arasında sıkıştırdığı sigara dalını yavaşça dudaklarının arasına yerleştirdi; bu, sigara dalından ciğerlerine çektiği son dumanlı nefesti. Sigara izmaritini Alper’e ait olduğunu düşündüğü bir aracın üzerine fırlatırken sırtını iki katlı bir binanın duvarına yaslamıştı, kulaklarını ise binanın içinden gelen fısıltılara dikmişti. Gecenin dipsiz karanlığında duyduğu seslerin tanıdık olduğunu hissediyordu ama ne konuşulduğunu pek de anlayamıyordu. Diğer yandan karanlıkta güneş gibi ışık saçan cep telefonunun ekranına bakışlarını indirerek saati kontrol etti. Poyraz’a beş dakika önce kısa bir mesaj çekmişti. 05.06 Salih Karahan Buradalar. (02.17) Çok değil, bir sigaranın sonu gelene kadar beklemişti o binanın soğuk duvarlarına sırtını yaslayarak. Ardından adımlarını sessizce dış kapıya yönlendirirken eline, pantolonunun bel kısmında sakladığı silahını aldı. Parlak siyah yüzeylere sahip bir silahtı, kendisi gibi. Birkaç saniye düşündü. Ardından içeriye girme planları kurmanın aksine silahın emniyetini kaldırıp kapının kilit yuvasına nişan almayı ve art arda silahın tetiğini çekmeyi tercih etmişti. Silahtan kopan kurşun sesleri gecenin koynunda yankılanırken gökyüzünden bir yıldız kayıyordu; bir dilek tutulmadı bu kez, çünkü herkes yitirmişti umudunu. Bir kadının yarım kalan gülüşü asılı kaldı havada, yıldızın yerine. Salih dış kapıya sert bir tekme geçirerek kapıyı sonuna kadar araladığında aynı zamanda silahın şarjörünü diğeriyle değiştirmişti, hızlı olmalıydı. Kurşun seslerinden sonra ölümcül sessizliğe gömülen evin holünü sert ama hızlı adımlarla aşmaya başladı, o sırada yukarı kattan aşağı kata iletilmiş tanıdık bir erkeğin sesi duyuldu. “Kim var lan orada?” Salih, “Ben varım lan, orospu çocuğu,” diye sert bir sesle cevap verdiğinde adımlarını merdivenlere yöneltmişti. “Kimi bekliyordun başka? Allah’sız it. Bu kızın abisi benim belamı sikmeye gelmeyecek mi diye, hiç mi düşünmedin sen? Şerefsiz!” Alper, kendisine yöneltilen hakaretleri duymasıyla merdivenlerin başından paniğe kapılmamaya çabalayarak geri çekildi; aynı saniyelerde abisinin seslerini duyan Yıldız, Alper’in odadan ayrılmasıyla ateş varilinin yanındaki yığılı odun parçalarından birini alarak kapı arkasında beklemeye başlamıştı. Elleri titriyordu. Yine de Alper’in odaya girdiği an, o odun parçasını onun sırtına geçirmeye başarabilmişti. Ancak bu, onu etkisiz hâle getirmeye yetmemişti. Alper, kısık bir inlemenin sonunda, “Nankör,” dedi sert bir sesle. Yıldız’ın kirli siyah saçlarına asıldığında diğer eliyle de odun parçasını ellerinden alıp odanın bir köşesine attı, hızlı hareketlerine devam ederken belindeki silahın varlığını ortaya çıkarmış ve Yıldız’ın kafasına doğrultmuştu. “Rahat durmazsan seni öldürürüm. Acımam.” “Ne olursun öldür,” dedi Yıldız bir anda, umutsuzca. Ama onu öldürmeyeceğini biliyordu. “Dayanamıyorum, öldür artık.” Salih hızlı adımlarla merdivenlerden yukarı çıkıyor, çıkarken de küfürlerini eksik etmiyordu. “Gel saklanma, amına koduğumun piçi. Gel buraya, gel. Sikeceğim seni.” Alper, Salih’in gelişini hiçbir şekilde önleyemeyeceğini anladığında Yıldız’ı odanın köşesine saçlarından asılarak çekiştirirken Yıldız’ın yaralı çıplak ayakları acıyordu. Yaralı kolları, yaralı bacakları, yaralı yüzü ve yaralı yüreği acıyordu. Zaten başına doğrultulan o silahtan da o kurşun çoktan patlamış, aklını ve kalbini paramparça etmişti. “Öldürmemi mi istiyorsun?” diye sordu Alper tehlikeli bir sesle. “Evet,” dedi Yıldız, yine umutsuzca. “Ölmek mi istiyorsun?” “Evet!” diye haykırdı bu sefer Yıldız. “Ölmek istiyorum!” O sırada Salih’in gözleri günlerce görmediği kız kardeşini buldu, kapının eşiğinde. Bir an nefes alamadığını hissetti. Yıldız’ın üzerinde kanların esir aldığı beyaz bir elbisesi vardı, uzun kirli siyah saçları cansız gibi beline kadar dökülüyordu, sol bacağının üst kısmına sargı bezi sarılmıştı, onun dışında tenindeki birkaç bölgede ufak sıyrıklar vardı. Üstelik epey zayıflamıştı. Bir an gördüklerine inanmak istemedi, belki de gördük…