Zaman
Yazar: Leyla Derin

"Yara, ışığın içeri girdiği yerdir." JALAL AL-DİN RUMİ 2010- Mersin Nilüfer elinde tuttuğu tokalarla annesinin saçını toplamasını bekliyordu okul kıyafetlerinin içinde. Annesi saçını tararken acı içinde kıvranıyordu. Hangi anne çocuğunun saçını acıtmadan tarardı acaba diye düşündü içinden bence hiçkimse diye de onayladı kendini. Saçlarının sıkıca toplanmasını severdi gevşek bağlanmasına hele de açık kalmasına asla tahammülü yoktu. Neyse ki sonunda acı içinde geçirdiği iki dakika bitmiş ve yola koyulmuşlardı. Annesinin yanında hoplaya zıplaya ilerleyen Nilüfer büyük bir heyecan içindeydi. Yeni şeyler öğrenecek olmanın heyecanı değildi tabi bu. Bir sürü arkadaşı olacağı için heyecanlıydı. Zaten hangi çocuk okula birşeyler öğrenmek için hevesle gelirdi ki oyun arkadaşları olduğu ve sürekli beraber vakit geçireceği yeni dostları düşünmek varken kim ne yapsın yeni bilgiyi diye düşündü içinden. Okulun içine girdiklerinde kocaman bir bahçeyle karşılaşınca ağzı kulaklarına varmıştı küçük kızın. Çünkü gerçekten içine bir okul daha yapılacak büyüklükte bir bahçesi vardı okulun. Neşeyle sınıfa girdiğinde yüzündeki bütün mutluluk belirtileri anında silinmişti çünkü bütün çocuklar hüngür şakır ağlıyordu, inanılmaz. Yani bu kadar ağlanacak ne vardı diye düşündü içinden Nilüfer anlamsızdı ona göre. Bu çocuklar hiç anneleri olmadan hareket edemez miydi, sokağa oynamak için annelerini peşinde sürükleyip götürmedikleri kesindi. Nilüfer çocukların çoğunun yüzüne hakimdi bazılarının adını da biliyordu ama hiçbiriyle oyun oynamamıştı buradaki herkes neredeyse aynı mahallenin çocuklarıydı çünkü. Yanında oturan kız sayesinde neşesi yerine gelmişti bu komşularının kızı ve en iyi oyun arkadaşı Elif'ti çünkü ama o da diğer herkes gibi ağlamayı tercih edenlerdendi beni görmemişti bile çok can sıkıcıydı ben onu gördüğüm için mutlu olmuştum o ise ağlamaktan beni görmemişti inanılır gibi değildi. Bunu düşünmeyi bırakıp etrafı izlemeye koyuldu Nilüfer herkes cidden niye ağlıyordu bu kadar diye bıkkınlıkla bakınıyordu ki etrafına sonunda zil çalmış ve öğretmen gelmişti. Selma öğretmen Nilüfer'in ilkleri arasına girmişti bile ve ömrü boyunca da hep aklında kalacaktı zira kalmaması imkansızdı zaten. Orta boylarda, kilolu, kumrala yakın saç rengi, topuklu ayakkabısı, dizlerinin biraz altında giydiği elbisesi ve koyu kahve gözleriyle sınıfa giriş yapmıştı. İlk işi bütün velileri dışarı çıkarmak olmuştu bazı çocuklar itiraz ederken diğerleri boynu bükük sesleri kısık halde kabullenmek zorunda kalmıştı. İtiraz eden öğrencilerin direnişi de çok uzun sürememişti. Selma öğretmen hükümet gibi kadındı vesselam bakışı yetmişti. Nihayet bütün veliler dışarı çıkmış Selma öğretmen sınıfın ortasına gelip kendini tanıtmıştı. Bütün sınıfa güler yüzüyle bakınsa da herkesin aklında aksi ve otoriter bir öğretmen olarak kalacaktı tıpkı Nilüfer'in aklında kalacağı gibi. Her öğretmen gibi onun da ilk işi sınıf düzeniydi ve yer değiştirmekle başlamıştı. Nilüfer içinden milyon tane hayal kurmuştu oysa, Elif'i ilk gördüğünde beraber oturmaları onun için fırsattı her şeyi beraber yapmak demekti bu ve üzerine düşündüğü hayaller yerle bir olacaktı ve bu son olmayacaktı. Sıra Nilüfer'e geldiğinde içinden bildiği bütün duaları okuyordu ama nafileydi hoca Elif'i yanından kaldırmıştı bile. Hemen yan sırasında oturan kendinden biraz uzun Songül geçmişti yanına. Gelir gelmez kendini tanıtan Nilüfer'e ne kadar hüzün dolu bakışlar atsa da adını söylemişti. Bende Songül dedi. İkimizde çiçeğiz dedi Nilüfer neşeyle ama Songül'ün çok umrunda değildi. Herkes anne diye ağlarken bir tek o baba diye ağlıyordu yanında gelen velisi bile ablasıydı ama bunu düşünmek için çok kafa yormadı Nilüfer çünkü ilerleyen zamanlarda bunun nedenini daha iyi anlayacaktı zaten. İlk teneffüs zili çalmıştı sonunda, herkes ilk derste kendini tanıtmıştı babasının ne iş yaptığını falan söyletmişti öğretmen ne saçma bir soruydu, öğretmeni babasının işini napacaktı anlamamıştı ama fazla da sorgulamamıştı. Elif ile beraber bahç…