1 "Masmavi"
Yazar: maitrasimith

Ellerim çeşmeden akan suyla dolup taşarken dakikalarca olduğum yerde öylece izledim bu anı. Ellerimden bileklerime oradan da dirseğime kadar uzanan su damlacıkları beni kendime getiren şey olmuştu. Sakince alıp verdiğim nefesim bugün de bana dert olmuştu. Yavaşça musluğa uzanıp suyu kapattığımda gözlerim aynaya tırmandı. Bana baktı sonra. Sıradan ve alışık olduğum bir görüntüydü bu o yüzden üzerinde pek durmadan banyodan çıktım. Doğrudan odama geçtiğim esnada tüm gece bir türlü gelmeyen o uykum gelmiş, gözlerim kapanmaya başlamıştı. Esneyerek dolabıma yöneldiğim sırada alarmım çalmıştı ve bir saniye bile çalmasına tahammül etmek zorunda kalmamak için hızla telefonumu yakalayıp alarmların hepsini bir çırpıda kapatmıştım. Telefonumu, dağınık yatağımın üzerinde bir yere fırlatırken lacivert okul pantolonumu ve aynı renk olan sweetimi çıkardım. Hızlıca formalarımı üzerime geçirdiğimde saçlarımı tarayıp gelişi güzel bir şekilde açık bıraktım. Hazır olan çantamı omzuma attıktan sonra montumu ve anahtarı alıp hızlıca evden çıktım. Bugün yaklaşık kırk dakika kadar erken çıkmıştım evden. Daha fazla durmaya gücüm yetmemişti çünkü. Tüm gece sanki duvarlar üzerime üzerime gelmişti. Nefes alamamış, sıkışıp kalmış gibi hissetmiştim. Bu sebeplede yatakta dönüp durmuş uyuyamıştım. On sekiz yaşında bir lise son öğrencisiydim ben ve çok şükür artık okula giden bu yollardaki son adımlarımdı bunlar. Okulu sevmediğimden değilde sadece yeni bir hayata başlamak için olan sabırsız bekleyişimin verdiği bir şükürdü bu. İstediğim sadece ve sadece yeni bir hayat ve yeni insanlardı çünkü artık çok yorulmuştum. Gücüm kalmamıştı ve bu yolda en başından beri yalnızdım ben. Herhangi bir dayanağım yoktu ne yazık ki.. Kendimden başka. Aniden düşmüş omuzlarımı fark etmemle kaşlarımı çattım. Düşen omuzlarımı kaldırdım ve dik bir şekilde yürümeye başladım. Okula yaklaşmıştım ve kimsenin beni bu halde görmesini istemezdim. Kendime gelmenin tam sırasıydı. Ancak tam o anda kulağıma biri şöyle fısıldadı sanki: "Sen bu kadarsın işte Yade! Bu kadar!" İşte içimdeki o kötü kurt bu. Şuan hiç sırası değildi, gerçekten değildi. Ardımda bıraktığım bir iki mahalleden sonra okulun sürgülü bahçe kapısı görüş alanıma girdi. Ellerimi cebime yerleştirip iyice yavaşladım. Girişte ki Bilgili Koleji yazısında gezdirdim gözlerimi, yıllardır gezdirdiğim gibi. İlkokuldan beri buradaydım. Her köşesini ezbere bildiğim bu okul, okuldan çok daha fazlasıydı benim için. Bir evdi. Hatta evden bile ötesiydi. Yalnızlığımı unutturan yegâne yerdi. Başta pek öyle olmasada tabi. İlkokul zamanlarım çok zor geçmişti. En arka sırada tek arkadaşı kalemi ve resim defteri olan, zaruri durumlar haricinde susmayı tercih eden asosyal bir halde başlamış ve bitmişti. Çekingen bir tip olmamıştım hiç bir zaman. Zor geçmesinin tek sebebi bendim, ben tercih etmiştim. Ta ki ortaokulun ilk gününe kadar. O gün yanıma sınıfa yeni gelen bir kız öğrenci oturmuştu. O zamanlar pozitifliğinden ve o kocaman gülümsemesinden nefret etmiş olsam da şuan da o kıza acayip bayılıyordum. Ve muhtemelen geri kalan hayatımda da bayılmaya devam edecektim. O günler aklıma geldiğinde iyi ki diyorum. İyi ki yanıma oturmuştu. Yoksa şuan da da tıpkı o zamanlardaki gibi sessiz kalmayı tercih etmeye devam ederdim. Muhtemelen... Hatta kesin. Bahçe kapısından içeriye girdiğimde tek tük kişi haricinde boş diyebilecegim bahçe de gezdirdim bakışlarımı. Son 7 ay. Öğrencilikten başka bir şey bilmediğim hayatımda son yedi ay. Gerçekten zaman su gibiydi. Geleceği, elbette herkes gibi bende merak ediyordum. Acaba mutlu olabildiğim bir an olacak mıydı benim için de... Boşluğa kayıp giden gözlerimi hızla devirdim. Kendimi ancak ben mutlu edebilirdim. O yüzden ne yapıp edip bunu başaracaktım. Kimse umurumda değildi. Ne düşündükleri umurumda değildi. Varlıkları bile umurumda değildi. Değil bir sıfır iki sıfır başlayan birisi olarak benim hayattan alacağım, hayatın da bana borçlu olduğu çok ama çok şey vardı. Derin düşüncelerimden kendime kızarak ayrıldım.…